Reklam
Reklam
reklam reklam

Devrimler Çağı Konu Anlatımı



Tarih ayt konu anlatımı, Tarih tyt konu anlatımı , Tarih yks konu anlatımı… Merhaba arkadaşlar sizlere bu yazımızda Devrimler Çağı hakkında bilgi vereceğiz. Yazımızı okuyarak bilgi edinebilirsiniz ..

Devrimler Çağı 

Fransız İhtilali

Fransız İhtilali 1787-1799 yıllarında yaşanmış dünyanın en büyük devrimidir. Fransa halkı, krallarının baskısı ve umursamazlığına karşı aydınlar çevresinde krala isyan etmiş ve Fransa’nın “Ancien Regime” denilen siyasi rejimini değiştirmiştir.

Bu devrimle birlikte özellikle Osmanlı Devleti’nin ve çok uluslu devletlerin belası niteliğinde olan milliyetçilik, demokrasi, insan hakları, adalet ve eşitlik gibi yeni kavramlar ortaya çıkmış böylelikle diğer devletleri de etkilemiştir.

Fransız İhtilalinin Nedenleri
Uzun süren savaşlarda Fransa’nın ekonomik açıdan zayıflaması
Amerikan Bağımsızlık Savaşına Fransa’nın yapmış olduğu yüksek askeri ve ekonomik destek
Halka bindirilen yüksek vergiler
Tarımda yaşanan büyük düşüş
Ticaretle zenginleşen burjuva kısmının refah seviyesinin artması
Fransız aydınlarının etkisi

Fransız İhtilalinde Olaylar

Fransız ihtilalinin başlaması 14 Temmuz 1789’da Bastil Hapishanesinin isyancılar tarafından basılıp mahkumların serbest bırakılmasıyla başlamıştır. Hapishanedeki mühimmatı da kendilerine alan isyancılar, bu silahları ihtilalde kullandılar.

1791 yılına geldiğinde ise İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirisi ve ardından ulusal egemenliğe dayalı yeni bir anayasa yayımlandı. Böylelikle devrim başarıyla sonuçlandı ve kralın hakları sınırlandırıldı. (Anayasal Monarşi)

Fransız İhtilalinin Sonuçları
Milliyetçilik, Laiklik, Demokrasi, Eşitlik, Hukuk, Adalet gibi günümüz kavramları ortaya atıldı.
Milliyetçilik akımıyla beraber çok uluslu devletler parçalandı (Osmanlı) ve yeni ulus devletler ortaya çıktı.
Yeni Çağ kapandı Yakın Çağ başladı
Bireysel özgürlük geldi ve kölelik kaldırıldı.

Sanayi Devrimi

Rönesans, reform vb. hareketleri başta özgür düşünce, bilim ve teknik alanında önemli değişimler yarattı. Ardından Coğrafi Keşifler ile Avrupa yeni diyarlar keşfetti. Bu keşifler sayesinde Avrupa oldukça zenginleşti. O dönemde zenginlik güç demekti. Zengin olma isteği ülkeler arasında rekabeti arttırdı. Coğrafi Keşifler ‘de rekabet ortamı artınca denizcilik alanında yeni gelişmeler yaşandı. Denizcilerin daha az hasta olması ve uzun yollara dayanabilmesi için yeni yöntemler geliştirilmeye başlandı. Bu yöntemlerin gelişmesiyle teknoloji gelişmeye başladı.

Gelişen teknoloji ile paralel refah seviyesi de arttı. Refah seviyesindeki artış nüfusu arttırdı. Bu artışla beraber iş gücünde de fazlalaşma yaşandı. Buharlı makinenin icadı ile bu devrim için başlangıç oldu. Buharlı makine teknolojisi geliştirilerek gemi ve trenler için kullanılmaya başlandı. İlerleyen süreçlerde Batı toplumu büyük bir değişim geçirdi. Bu değişim sosyolojik olarak büyük bir değişimdi.

Genel olarak nedenler
Büyük Coğrafi Keşifler ‘in yapılması.
Avrupa’nın sermaye bakımından zenginleşmesidir.
Şirketlere olan yatırımların artmasıdır.
Teknolojinin gelişmesi.
Nüfus artış hızının yüksek olması
Teknik icatların yapılması
Köyden kente iş gücü akımının yaşanmasıdır.

Sanayi devriminin sonuçları

Avrupa’da üretim artmış ve insanların refah seviyesi yükselmiştir.
Sağlık, temizlik ve konfor anlayışında önemli gelişmeler görülmüştür.
Yaşam koşullarının iyileşmesi ve ölüm oranlarının düşmesi sonucunda hızlı nüfus artışı görülmüştür.
Büyük sanayi şehirleri ortaya çıkmıştır. Kentlerin hızla büyümesiyle işsizlik gibi yeni toplumsal sorunlar doğmuştur.
Ekonomiyle ilgili kapitalizm, sosyalizm ve emperyalizm gibi görüşler ortaya atılmıştır.
Avrupa’da işçi sınıfı ortaya çıkmış ve önem kazanmıştır. İşçi işveren sorunlarının çözümlenebilmesi için sendikacılık girişimleri başlamıştır.
Hammadde ve pazar bulma önemli bir sorun haline gelmiştir. Bu durum Avrupa devletleri arasında sömürgecilik yarışını hızlandırmış ve I. Dünya Savaşı’na neden olmuştur.

Osmanlı’da Modern Orduya Geçiş

Zorunlu Askerlik Sisteminden Ulus Devlete

Avrupa’da ortaya çıkan ulus devletler, siyasi ve askerî güç olarak çok uluslu devletler için önemli bir tehdit oluşturdu.
Çok uluslu devletler anayasal sistem, vatandaşlık, zorunlu temel eğitim, zorunlu askerlik ve nüfus sayımlarında düzenlemeler yaparak çok uluslu devlet yapısını korumaya çalıştı.
Ulus devlet modelinin en temel özelliklerinden biri olan  zorunlu askerlik sisteminin başlangıcı Fransız İhtilali’ne dayanırken,
Modern ordu kurma fikri XVI. yüzyılda Niccolo Machiavelli  (Nikola Makyavelli) tarafından ortaya atıldı.
Fransız devrimcileri, 18. yy öncesindeki soylu subaylar ve çapulcu erlerden oluşan ordular yerine, subayları yetişmiş profesyonel askerlerden oluşan ordular getirmişlerdi.
Devrimcilerin keşfettikleri yeni askeri sistem “topyekun savaş, ulusal kaynakların seferber edilmesi ve zorunlu askerlik” oldu. Böylece zorunlu askerlik yurttaşların eşitliği ilkesini getirmişti.
Modern Çağ’da, savaşların artık hükümdar adına değil, herkesin var olması adına yapıldığı ileri sürülmüştür.
Fransız İhtilali’nden sonra “Vatan tehlikede ve halkın tamamı vatan savunmasından sorumludur.” biçiminde oluşan söylemler yeni bir ordu anlayışını da beraberinde getirdi.
Ulus kavramı ile birlikte “millî ordu” kavramı ulus devlet modelinin ayrılmaz bir parçası hâlini aldı.
Millî bir devlet kurma fikri, zorunlu askerliğe dayalı millî bir ordu kurma fikrinin doğmasına sebep oldu.
XIX. yüzyıl başlarında kral için değil  vatan için savaşan yeni ordu anlayışı, Napolyon’un başarılarının temel nedeni sayıldı.
Ulus devletler zorunlu askerlikle  güçlü bir ordu kurmayı hedefledi ve aynı zamanda farklı statülere bölünmüş topluluktan
eşit vatandaşlığa geçişi sağladı.
Vatandaşlar anayasa önünde eşit hak ve görevlere sahip oldu. Bu sayede bireyin kendini yaşadığı devletle özdeşleştiren vatandaşlara dönüştürülmesi amaçlandı.

Osmanlı Devleti gibi farklı etnik grupları ve dinleri barındıran devletler de ulusal bağımsızlık hareketlerini önlemek ve devletin birliğini sağlamak için zorunlu askerlik sisteminden yararlandılar.  Bu uygulamayı “medenileştirme” aracı olarak da kullandılar.
Çıkan isyanları bastırmak seferberlik kararnamesi ilan edildi. Kararnameye göre her Fransız erkek, asker kabul edildi.
Bekâr delikanlılar cephede savaşırken evliler silah imalatında ve cepheye nakil işlerinde çalışacaktı. Kadınlar asker elbisesi dikimi ve çadır yapımıyla uğraşacaktı. Bu kararname ile zorunlu askerlik uygulanmaya başlandı. Sağlık sorunu olmayan bütün genç erkekler asker sayıldı.
Fransa’da ortaya çıkan zorunlu askerlik uygulaması Avrupa devletlerinde hızla yayılmaya başladı.
Askerlik; milliyetçilik ve vatan sevgisi temeline oturtuldu.
Avrupalı devletlerin ordularında ordu komutanlarının teşkilatçı yapıları güçlendirildi ve askerlere mutlak itaat disiplini öğretildi.
Fransa’da ortaya çıkan zorunlu askerlik uygulaması tüm bu çalışmalarla Avrupa’da zirveye ulaştı.

Osmanlı Devleti’nde Modern Ordu Kurma Çabaları

Osmanlı modernleşmesi, XVlII. yüzyıl başlarından itibaren başlayan ve devletin yıkılışına kadar sürdürülen bir “devleti ayakta tutma” çabasıdır. XVIII. yüzyıl başlarına kadar askerî ve siyasî alanlarda kendisini yeterli görmeye devam etmiş ve Batı’nın gücünü gözle görülür hale gelene kadar kabullenmemiştir. Osmanlı Devletinin Batı karşısında yaşadığı gerilemeyi fark etmesi ve kabullenmesi ise yaşanan büyük yenilgiler ve kaybedilen topraklar dolayısıyla mümkün olmuştur.

XVIII. yüzyıl boyunca Osmanlı Devleti’nin bir asırlık dönemde sürekli toprak kaybetmesi ve zayıflaması devleti eski alışkanlıklarını değiştirmeye zorlamıştır. Bu dönemde Osmanlı, merkezî yönetimi güçlendirmekle birlikte hem sayısal olarak hem de nitelik ve teknik bakımdan gelişmiş bir askeri örgütlenmeye mecbur kalmıştır.

XVIII. yüzyılda ordunun modernleştirilmesi ve askeri alanda Batı örneğinin Osmanlı ordusunda uygulanmasına I. Mahmut’un 1730’da tahta çıkmasıyla başlanmıştır. Ardından III. Mustafa ve I. Abdülhamid’le devam eden askeri alanda batılılaşma süreci, asıl ivmeyi III. Selim ve II. Mahmut devirlerinde yaşamıştır.

Nizam-i Cedid

III. Selim döneminde Avrupa eğitim yöntemlerine göre kurulan asker ocağıdır. Yeniçeri Ocağı’nın ve halkın tepkisini çekmemek için Nizam-ı Cedit’in İstanbul’un korunması amacı ile kurulduğu açıklanmıştır.
Nizam-ı Cedit Ocağı’nın giderlerini karşılamak amacıyla “İrad-ı Cedit” hazinesi kurulmuştur. Yeni ordunun subay ve erlerinin maaşları bu hazineden ödenmiştir.
III. Selim’in Nizam-ı Cedit yeniliklerine karşı Kabakçı Mustafa öncüğünde ayaklanma çıkması üzerine III. Selim Nizam-ı Cedit Ocağı’nın kaldırıldığını bildirmesine rağmen ayaklanıcılar Şeyhülislâmdan aldıkları fetva ile III. Selimi tahtan indirmişlerdir. Nizam-ı Cedit yenilikleri de tıpkı Lale Devri yenilikleri gibi tutucu çevrelerin çıkardıkları ayaklanma ile son bulmuştur.
Merkez ordusu iken belli başlı merkezlerde garnizonlar oluşturarak örgütlenen Yeniçeri Ocağı, fonksiyonunu ve Osmanlı Devleti’nin güçlü olduğu dönemdeki etkinliğini yitirdi.
Yeniçeri Ocağında ilk bozulmalar XVI. yüzyıl ortalarında başladı.
Yeniçerilerin evlenmeye başlaması ve askerlik dışında başka mesleklerle uğraşması onları talim yapmaktan uzaklaştırdı. Bu durum onların askerlik yeteneklerini zayıflattı.
Sultan III. Murat Dönemi’nde askerlikle alakası olmayanların Yeniçeri Ocağına alınması orduda bozulmayı hızlandırdı.
Savaşların uzun sürmesi ve yenilgiyle sonuçlanması Osmanlı maliyesinin bozulmasına neden oldu. Maliye gelirleri azalınca ulufeler, ayarı düşük akçelerle ödenmeye başlandı.

Bundan dolayı, yeniçerilere XVI. Yüzyılın ortalarından itibaren başka mesleklerle uğraşma izni verildi. İstanbul’da farklı mesleklerle uğraşan yeniçeriler ;

* Evlenmeye,
* Savaşlardan kaçmaya,
* Talim yapmamaya,
* Talim yaptırılmasına karşı çıkmaya  başladı.

Yeniçeriler orduda asker sayımına karşı çıktıkları için savaştan kaçanlar veya şehit olanlar tespit edilememekteydi ve bunların
maaş defterleri (mevacip veya esame defteri) bir senet gibi alınıp satılmaktaydı.

Yeniçeri Ocağının Kaldırılması ve Asâkir-i Mansûre-i Muhammediyenin Kurulması

II. Mahmut, padişahlığının ilk yıllarını İstanbul ve taşradaki politik dengeleri gözetmekle geçirdi. Ülkesi üzerindeki hükmü zayıflamış padişahın karşısında İstanbul’da Yeniçeri Ocağı ile ulema; Rumeli, Anadolu, Mısır ve Irak’ta ise âyân olarak anılan mahallî güçler vardı.

II. Mahmut’un tahta çıkmasını sağlayan Rusçuk Ayanı Alemdar Mustafa Paşa, kendine bağlı askeri kuvvetleri olan güçlü bir sadrazamdı. Önce Nizam-ı Cedit’in benzeri olarak Sekban-ı Cedit Ocağını kurdu.
Sekban-ı Cedit Ocağının kurulmasını bahane eden yeniçeriler ayaklandı. 1808’de Alemdar Mustafa Paşa’nın Sekban-ı Cedit kuvvetleri ile halk ve yeniçeriler arasında adeta bir iç savaş yaşandı. Yeniçeriler, Alemdar Mustafa Paşa’yı öldürüp saraya doğru harekete geçti.
II. Mahmut Osmanlı Hanedanı’nın tek erkek üyesi olarak kalmak için IV. Mustafa’yı idam ettirdi. Yeniçeriler çaresizce II. Mahmut’u kabullenmek zorunda kaldı.

II. Mahmut,altı ay boyunca devam eden bürokrat ve ulemanın katıldığı düzenli ve gizli toplantılar yaptı.
1826 yılına gelindiğinde Ocağın bu yapısıyla ayakta kalmasının mümkün olmadığı iyice anlaşıldı. 1808’den 1826’ya kadar geçen süre içerisinde II. Mahmut, âyan sorununu çözerek ulemayı ve halkı kendi tarafına çekmeyi başardı. Yeniçerilerin üst komuta kademesine kendisine yakın kişileri yerleştirerek olası bir isyana karşı gerekli tüm tedbirleri aldı.

Asâkir-i Mansûre-i Muhammediye Ordusu

Asâkir-i Mansûre-i Muhammediye ordusu zorunlu askerliğe tabi olduğundan paralı askerlik sistemi de kaldırılarak millî orduya geçişte önemli bir adım atılmış oldu.
Yeni kurulan ordunun asker ihtiyacı Müslüman halkın 15-25 yaş arası gençlerinden karşılanmaktaydı.
Kişinin askerlikten ayrılıp sivil hayata dönebilmesi, ticaret veya ziraatla uğraşabilmesi ve emekliliğe hak kazanabilmesi için on iki yıl askerlik hizmeti yapması gerekiyordu.
Bekârlara yüzbaşı mülâzımı (teğmen) olana kadar evlenmek yasaktı ancak evli olanların orduya girmesine engel yoktu.
Osmanlı merkez ordusu da toplumun sosyo-politik ve sosyo-ekonomik olarak en alt zümresinden gelen fakir veya işsiz gençlerden oluşmaktaydı.

Asâkir-i Mansûre-i Muhammediye, çağın gereklerine uygun bir yapıda oluşturulmak istendi.
Avrupa ülkelerinde olduğu gibi askerlere düzenli eğitim öğretim yaptırıldı, giyim kuşam, araç gereç ve silahlar da yenilendi.
Yeni ordunun üniforma, bot ve diğer teçhizatının karşılanması amacıyla feshane, debbağhane (deri imalathanesi) ve iplikhane adlarıyla imalathaneler kuruldu.
Eğitim gerçekleştirmek amacıyla Prusya’dan piyade, süvari ve topçu subaylar getirildi.
Aynı zamanda modern harp sanatını öğrenmek amacıyla Avrupa’ya
öğrenci gönderildi.
Askerî talim ve yürüyüşlerin önemli unsurlarından olan bando ihtiyacını karşılamak üzere Mehterhâne kaldırılarak yerine Mızıka-i Hümâyun kuruldu (1834) ve başına devrin önde gelen müzik adamlarından İtalyan Giuseppe Donizetti (Cuseppe Donizetti) getirildi.
Yeni ordunun giderlerini karşılamak için “Asâkir-i Mansûre Hazinesi” kuruldu.

Tıbbiye ve Harbiye mektepleri modernleşme ve ilerleme hareketlerinde birinci derecede rol oynadı.
Sultan II. Mahmut’tan sonra bu iki müessese, Avrupai fikirlerin temsilcisi durumuna geldi. Bunların, yabancı dille eğitim yapması ve yabancı hocaların buralarda ders vermesi nedeniyle Batı aydınlanma düşüncesinin ve Batı siyaset anlayışının Osmanlı Devleti’ne girmesinde etkili oldu.
1836 yılında askerî işleri görüşüp karara bağlayacak olan Dâr-ı Şûra-yı Askerî (Askerî Şûra) adlı yüksek danışma kurulu oluşturuldu.
* Dâr-ı Şûra-yı Askerî görevi,
* Ordunun silah, teçhizat ve kıyafet ihtiyaçlarını belirlemek,
* Alım satımlarda ihaleler düzenlemek,
* Ürünlerin kalite kontrolünü yaparak ödemelere onay vermekti.
* Asker dilekçelerini değerlendirmek,
* Askerî kanun, kararname ve teşkilat tasarılarını görüşmek,
* Maaşları belirlemek ,
* Subayların terfi listesini hazırlayıp seraskerliğe sunmak.

19. Yüzyılda Sosyal Hayattaki Değişimler

Kamuoyu – Avrupada Kamuoyu Kavramının Ortaya Çıkışı ve Osmanlı Devletine Kazandırılması

XVIII. yüzyıl sonrasında Batı Avrupa’da modern anlamda kamuoyu kavramını; kültürel, siyasal, ekonomik ve toplumsal koşullar ortaya çıkarmıştır. Özellikle XIX. yüzyılda görülen demokratik gelişmeler, kamuoyunun önem ve etkinlik kazanmasında büyük rol oynamıştır. Demokrasilerde halkı ikna etmeden iktidara gelmek ya da iktidarı sürdürmek pek mümkün olmadığı için kamuoyu, demokratik sis­temlerin en önemli hususlarından biri hâline gelmiştir.

XVIII. yüzyıl sonrasında Batı Avrupa’da modern anlamda kamuoyu kavramını; kültürel, siyasal, ekonomik ve toplumsal koşullar ortaya çıkarmıştır. Özellikle XIX. yüzyılda görülen demokratik gelişmeler, kamuoyunun önem ve etkinlik kazanmasında büyük rol oynamıştır. Demokrasilerde halkı ikna etmeden iktidara gelmek ya da iktidarı sürdürmek pek mümkün olmadığı için kamuoyu, demokratik sis­temlerin en önemli hususlarından biri hâline gelmiştir.

Osmanlı Devleti’nde, “kamuoyu” kavramı Tanzimat Dönemi’nde önem kazanmıştır. Yine bu dönemde; hürriyet, meşrutiyet ve de­mokrasi fikirleri ilk kez kamuoyuna sunulmuştur. Tanzimat Dönemi’nde değişen gazetecilik anlayışı, Osmanlı Devleti’nin siyasi yaşamının belirleyicisi olmuştur.

XIX. yüzyılda basın hayatının gelişmesiyle okuryazar sayısında artış görülmüştür. Bununla birlikte insanlar, gazete ve diğer sü­reli yayınlar vasıtasıyla ülkenin iç ve dış gelişmeleri hakkında bilgi sahibi olmaya başlamıştır. Basının kamuoyu oluşturma ve toplumu istenen yönlere çekmede önemli bir etken hâline gel­mesi, devletlerin de bu gücü daha etkin kullanmak istemelerini sağlamıştır.

Bu bağlamda çoğu devlet, kamuoyunu kontrol altın­da tutmak için basını da kontrol etmek gerektiğini fark etmiştir. Olayları aktarırken kişisel yargı ve düşünceleri de aktardığı için gazeteler, dönem itibariyle kamuoyu oluşturmada en etkili araç olarak dikkat çekmiştir.

 

Popüler Kültür Ortaya Çıkışı, En Önemli Özelliği, Hedefi

Ekonomik ve siyasal süreçlerle birlikte kültür, sosyal hayatın önemli bir parçasıdır. Batı’da Sanayi Devrimi sonrası yükselen kapitalizm, ekonomik ve sosyal alanlarda olduğu gibi kültürel alanda da belirleyici olmuştur. Sanayileşme, toplumun en temel ayırt edici özelliklerinden olan kültürü belirlemiş ve alınıp satılan bir ticaret ürünü hâline dönüştürmüştür.

Dolayısıyla kitle iletişim araçlarına sahip olanlar, kültüre de yön vermeye başlamıştır. Bütün bunlar Sanayi Devrimi sonrası, insanları tüketmeye teşvik eden popüler kültürü ortaya çıkarmıştır. Popüler kültürün ortaya çıkardığı kül­tür endüstrisi; kendi ürünlerini ihtiyaç hâline getirerek topluma, hayatın olmazsa olmazı olarak sunmuştur.

Popüler kültürle tek tip düşünce ve davranış oluşturmak istenmiş­tir. Bunun için üretilen kültürel ve sanatsal ürünler, kâr elde etme amaçlarına uygun olarak kitlelerin tüketimi için hazırlanmıştı. Bir süre sonra tüketici birey, kendisine sunulan ve şartlandırılan ürünleri bir yaşam biçimi hâlinde kabullenmiştir.

Popüler kültü­rün en önemli hedefi aynı şeyleri tüketen “tek tip birey yaratma” şeklinde özetlenmektedir. Dikkat edilmesi gereken bir diğer nokta ise popüler kültürde halkın sadece maddi olanı değil zamanı da tüketmesidir. İnsan aslında tüketirken tükenmektedir.

İnsanların günlük yaşamlarını kurgulayan Popüler kültür, bunu yaparken kitle iletişim araçları kullanır ve reklama dayanır. Reklam kimi zaman sinema ve spor yıldızlarının giysi ve söylemleri yoluyla yapılırken kimi zaman farklı ülkelerin dizileri vasıtasıyla sunulur.

Geniş halk kitlelerine kitle iletişim araçları vasıtasıyla yayılan popüler kültür, radyo ve televizyon kanallarında, gazete ve dergilerin renkli sayfalarında insanların tüketim taleplerini artırmakta ve insanların ekonomik etkinliklerine yön vermeye başlamıştır. Giyim kuşamdan beslenmeye, ev dekorasyonundan müziğe kadar sosyal hayatın her aşamasında yönlendirici olan popüler kültür sayesinde insan ihtiyaçları yönlendirilmiştir.

Aynı şekilde inşa edilen geniş evlerde çekirdek aile hayatı yaygınlaşmaya başladığı gibi boş zaman kavramının oluşumuyla da insanların hayat tarzlarında değişimler yaşanmıştır. Modern dünya, insanların yaşamlarında ve zaman tasavvurlarında da değişimlere sebep olmuştur. Modernite ve endüstrileşme ile birlikte boş zaman kavramı, sosyal hayatın temeline yerleştirilmiştir.

Modern kapitalist sistemlerin ortaya çıkardığı şartlar, boş vakit ve tüketim etkinliklerini kâr ve maliyet hesaplarına göre işlemeye başlamıştır. Yani kapitalizm, çalışma zamanını organize ettiği gibi boş zamanı da organize etmeye başlamıştır. Kapitalizm, çalışma zamanının sınırlarını kesin bir şekilde çizdiği gibi boş zamanı da kârlı bir alan olarak düzenleme çabası içinde olmuştur.

Sosyal Devlet ve II. Abdülhamit 

Endüstrileşmenin artmasıyla Almanya’da işçi sayısında büyük bir artış meydana gelmiş ve bu artış beraberinde birtakım sosyal sorunları ortaya çıkarmıştır. Bu sosyal sorunlar, Almanya’da en­düstrileşmeye bir tepki olarak sosyal devlet anlayışının doğmasını sağlamıştır. Özellikle XIX. yüzyılın son çeyreğinde Almanya’da güçlenen sosyal devlet anlayışı, yaşanan sorunların siyasetle çözümlenmesini mecbur kılmıştır.

Almanya bu sorunları çözebilmek için para, ekonomi, finans ve sosyal politikalara önem vermiştir. Bu dönemde Almanya’da yoksulluk ve yaşanan göç dalgalarıyla ortaya çıkan sıkıntıları çözmek için devlet; iş ve konut bulma, halk sağlığı, acil durum yönetimi ve beslenme sorunlarına dönük sosyal politi­kalar üretmeye başlamıştır.

Bu politikaların uygulanmasıyla yeni sosyal kurumlar ortaya çıkmış ve bu kurumlarda genellikle kadınlar görevlendirilmiştir. İşçilerin devlete olan bağlılığını artıracağına inanılan sosyal politikalar, özellikle Alman Başbakanı Bismarck (Bizmark) tarafından desteklenmiştir. Böylece Almanya’da 1883 yılından itibaren sağlık, kaza, yaşlılık ve engelli sigortaları çıkar­tılarak sosyal devlet anlayışında önemli ilerlemeler sağlanmıştır.

XIX. yüzyılın son çeyreğinde Almanya’da güçlenen sosyal devlet anlayışı, Osmanlı Devleti’ni de etkilemiştir. Osmanlı Devleti’nde sosyal yardımın bir devlet görevi olduğu bilincini oluşturmak ve refah devlet anlayışını kurumsallaştırmak için ilk çalışmaları II. Abdülhamid yapmıştır. II. Abdülhamid Dönemi’nde bu anlayışla başta hastaneler olmak üzere pek çok sosyal yardım kurumu açılmıştır.

II. Abdülhamid Dönemi’nde Dârülaceze, Dârülhayr-ı Ali ve Himaye-i Etfal Cemiyeti gibi sosyal yardım kurumları da açıl­mıştır. II. Abdülhamid’in yaptırdı­ğı en önemli yardım kurumu olan Dârülaceze; çocuk, yaşlı, sakat ve kimsesizleri koruma amacıyla ku­rulmuştur. Bu kurum, din ve milliyet farkı gözetmeden yardıma muhtaç insanların ihtiyaçlarını karşılamıştır. 1895 yılında İstanbul’da kurulan Dârülaceze, Osmanlı Devleti’nde modern anlamda faaliyet gösteren ilk sosyal yardım kurumu olup günümüzde de varlığını sürdürmektedir.

Dârülhayr-ı Ali de II. Abdülhamid Dönemi’nde açılan sosyal yardım kurumlarındandır. Bu kurum, 1890’lı yıllardaki Ermeni Olayları sonrası yetim kalan Müslüman çocukların başta eğitimi olmak üzere diğer tüm ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla açılmıştır.

Kim­sesiz ve korumaya muhtaç çocuklar için kurulan bir başka kurum ise Himaye-i Etfal Cemiyeti’dir. 1908 yılında Kırklareli’de kurulan Himaye-i Etfal Cemiyeti, günümüzde Türkiye Cumhuriyeti Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığına bağlı Çocuk Hizmetleri Genel Mü­dürlüğü olarak faaliyetlerine devam etmektedir.

Osmanlı Devleti’nin sosyal devlet anlayışı içerisinde gerçekleştir­diği diğer bir yenilik de emeklilik konusunda olmuştur. Emeklilik sistemi ile ilgili Osmanlı Devleti’ndeki ilk kurum, 1866 yılında askerler için kurulan Askerî Tekaüd Sandığıdır. II. Abdülhamid Dönemi’nde ise 1881 yılında bütün devlet memurları için Tekaüd Sandığı kurulmuştur. Bu kurum günümüzde Sosyal Güvenlik Ku­rumu olarak çalışmalarına devam etmektedir.

Ayrıca II. Abdülhamid Dönemi’nde refah devlet anlayışına uygun bir diğer gelişme de yoksullara aylık bağlanmasıdır. Yoksullara maaş uygulaması, günümüzde Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından devam ettirilmektedir.

Osmanlı Devletinde Demokratikleşme Hareketleri

 

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0

Henüz yorum yapılmamış.

BİR YORUM YAZIN

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

2020 TYT'e Kalan Süre
Gün
Saat
Dakika
Saniye

reklam