Reklam
Reklam
reklam reklam

Soğuk Savaş Dönemi Konu Anlatımı


Tarih ayt konu anlatımı, Tarih tyt konu anlatımı , Tarih yks konu anlatımı… Merhaba arkadaşlar sizlere bu yazımızda Soğuk Savaş Dönemi hakkında bilgi vereceğiz. Yazımızı okuyarak bilgi edinebilirsiniz

Soğuk Savaş Dönemi

Soğuk Savaş Kavramı ve Dönemin Özellikleri

II. Dünya Savaşı’ndan sonra aBD ile SSCB arasında, SSCB’nin dağılmasına kadar gerginlik ve sınırlı çatışmalar ile siyasi, psikolojik, ekonomik, bilim ve teknoloji alanlarındaki rekabet dönemine Soğuk Savaş Dönemi denir.

reklam

SSCB ile ABD’nin II. Dünya Savaşı’ndan birer süper güç olarak ortaya çıkması Soğuk Savaş sürecini başlatmıştır.

II dünya savaşı’ndan sonra Orta, Doğu ve Güneydoğu Avrupa’da SSCB’nin etkisi artmaya başlamışve bu bölgedeki ülkeleri bir ölçüde kendi şemsiyesi altına almıştır.

Bundan çekinen ABD ve İngiltere, Batı Avrupa’da ve başka yerlerde Sovyet yanlısı komünist partilerin iktidara gelmemesi için çeşitli girişimlere bulunmuşlardır.

Bu gelişmeler iki taraf arasında karşılıklı ittifakların ortaya çıkmasına (NATO ve Varşova Paktı) ve gerginliğin giderek tırmanmasına yol açmıştır.

İki Kutuplu Dünya Düzeni

II. Dünya Savaşı’ndan sonra Avrupa’nın bir güç merkezi olarak dünya politikası sahnesinden çekilmesinden sonra, dünya en az yirmi yıl kesin çizgiyle ABD ve Sovyetler Birliği’nin çevresinde ” iki kutuplu ” bir nitelik kazandı.

Bu iki kutuplu dünya Doğu Bloğuyla Batı Bloğu, “kapitalizm-liberalizm-demokrasi” ile “komünizm” veya ABD ile SSCB etrafında arasında meydana gelmiştir.

Bu düzende dünya devletleri ya iki bloktan birisini seçmiş ya da Bağlantısızlar Hareketine katılan devletler gibi her iki bloğa da eşit mesafede durmaya çalışmıştır.

Soğuk Savaş’a Yol Açan Gelişmeler

Nükleer Silah Denetiminde Anlaşmazlık

II. Dünya Savaşı’ndan sonra ABD, Baruch Planı’yla atom enerjisinin geliştirilmesi ve kullanımının tüm  aşamalarını denetleyecek olan uluslararası bir Atom Geliştirme Kuruluşunun kurulmasını, ihlallere karşı bu kuruluşa sınırsız denetleme yetkisinin tanınmasını, atom silahının yapımıyla ilgili her türlü ihlalin en sert biçimde cezalandırılmasını istemiştir.

Ayrıca kuruluş tam denetim kurduktan sonra atom silahı yapımının yasaklanmasını ve mevcut atom stoklarını da yok edilmesini istemiştir.

Berlin Buhranı

II. Dünya Savaşı’ndan sonra, Almanya’nın tümünde yapıldığı gibi Berlin şehri de dört işgal bölgesine ayrılmıştı. SSCB’nin kendi işgal bölgesinden Batılı devletleri çıkarmak istemesi Almanya’nın birleşmesini önlemiş, iki taraf arasında anlaşma bir türlü ağlanamamıştır.

Bunun üzerine ABD, İngiltere ve Fransa kendi işgal bölgelerinde Federal Alman Cumhuriyeti, SSCB ise kendi işgal bölgesinde Demokratik Alman Cumhuriyeti’ni kurmuştur.

SSCB’nin Komünizm’i Yayma Çabaları

II. Dünya Savaşı’nı izleyen ilk üç yıl içinde SSCB’nin etki alanı içinde kalan sekiz ülkede (Doğu Almanya, Polonya, Çekoslovakya, Macaristan,Romanya, Bulgaristan, Arnavutluk, Yugoslavya) Marksist- Lennist partiler siyasal iktidarı ele geçirmişler.

Savaşın yarattığı güç dengesi ve savaştan hemen sonra SSCB ile Batılı güçler arasında gerginleşen ilişkiler, Yugoslavya ve Arnavutluk dışında bu ülkelerin sürekli olarak Sovyetler Birliği’nin yörüngesinde kalmasına yol açmıştır.

Yugoslavya, Nazi  işgaline karşı Yogoslav halkalarının silahlı direnişini örgütlenmiş olan Tito yönetiminde 1948’den sonra Sovyetler Birliği’ne karşı çıkmış ve ondan sonra da bağımsızlığını korumuştur. Arnavutluk’ta Enver Hoca komünist rejimi kurmuştur.Arnavutluk ise 1961 yılında SSCB’den kopmuştur.

İngiltere Vaşkanı Churchill, SSCB’ye etkisinde olan devletler için “Demir Perde Ülkeleri” deyimini kullanmıştır.

Avrupa Dışında Komünizm’in Yayılması

Küba devrimi: 26 Temmuz 1953 Moncada Kışlası isyanıyla başlar, 1 Ocak 1959`da Batista`nın kovulması ve Santa Clara, Santiago de Cuba şehirlerinin Fidel Castro, Che Guevara, Raul Castro liderliğindeki isyancılar tarafından ele geçirilmesiyle son bulur. “Küba
devrimi” terimi, aynı zamanda kısaca Batista`nın devrilmesi ve Marksist ilkelerin yeni Küba Hükümeti tarafından uygulanmasını da belirtir.

Çin Devrimi: 1934’te komünist devrimi amaçlayan Mao Tse-Dung’un kuvvetleriyle milliyetçi Çan Kay Şek arasında başlayan ve II. Dünya Savaşı’nı da kapsayan iç savaş, Mao Tse Dung 1949 yılında Çin Halk Cumhuriyeti’nin kurulduğunu ilan etmesiyle sonuçlanmıştır.

Çin’de komünizm’in kurulması SSCB’nin Asya’da büyük bir müttefike kavuşmasını sağlamıştır.

Kuzey Kore Devrimi: Kim İl Sung önderliğindeki komünistler 1946 yılında Kore İşçi Partisi’ni kurmuş, 25 Ağustos 1948 yılında hem güney hem de kuzey bölgelerinde yapılan genel seçimlerde Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti tüm Kore halkını temsil eden tek meşru devlet organı olarak kabul edilmiştir. Ancak daha sonra 1950 yılında başlayan Kore Savaşı sonunda Kore 38. enlem sınır olmak üzere Kuzey ve Güney Kore olmak üzere ikiye ayrılmıştır. Kuzey Kore Komünist rejimi, Güney Kore ise demokrasi benimsenmiştir.

 

Doğu Bloku’nun Kuruluşu

I. Dünya Savaşı sonunda SSCB bir taraftan Orta Doğu’ya girmeye çalışırken bir yandan da Avrupa’daki durumunu sağlamlaştırmak için, işgal altında tuttuğu ülkelerde komünist rejimler kurmuş böylece uydu devletler oluşturarak Doğu Bloku’nun oluşmasına zemin hazırlamıştır.

Cominform(Kominform)

Stalin, 5 Ekim 1947’de “Amerikan emperyalizminin bir aleti” olarak tanımladığı Marshall Planı’na (Avrupa Ekonomik Kalkınma planı) karşıt bir girişim olarak; SSCB, Polonya, Bulgaristan, Çekoslovakya, Romanya, Macaristan, Yugoslavya, Fransa, İtalya komünist partileri liderlerini bir araya getiren Kominform’u kurmuştur. Kominform, görünüşte Marshall Planı’na mukabele amacına yönelik bir adım olarak takdim edilmişse de, gerçekte amacı, dünya ve özellikle Avrupa Komünist hareketinin koordinasyonu ve Alman-Sovyet Saldırmazlık Paktı ertesinde lağvedilen 3. Enternasyonal’in fonksiyonlarını üstlenmekteydi.

Comecon(Karşılıklı Ekonomik Yardımlaşma Konseyi)

1949 yılında Komünist ülkeler arasında ekonomik iş birliği ve dayanışmayı artırmak amacıyla SSCB, Bulgaristan, Romanya, Macaristan, Polonya ve Çekoslovakya arasında kurulmuştur. Kuruluşa daha sonra Arnavutluk, Demokratik Almanya, Moğolistan ve Küba da katılmıştır.

Varşova Paktı

1949 yılında kurulan Nato’nun askeri etkinlikleriniartırması üzerine Doğu Bloku’nda kolektif askeri savunma ve iş birliği amacıyla, 14 Mayıs 1955’te Arnavutluk, Romanya, SSCB, Demokratik Almanya, Bulgaristan, Polonya, Çekoslovakya ve Macaristan arasında kurulmuştur.

Molotof Planı

SSCB tarafından ABD’nin Marshall Planı’na karşı oluşturulan Doğu Bloku ülkelerine yardım programıdır.

Batı Blok’unun Kurulması

ABD, SSCB yayılmasına karşı”çevreleme politikası” izlemeye başlamıştır. Bu amaçla Truman Doktirini ve Marshall Planı uygulamaya konulmuş, eskeri anlaşmalar imzalanmıştır.

Truman Doktrini

Truman Doktri’nin (1947) uygulamaya konulmasının nedeni, ABD yöneticilerinin dünyanın SSCB tehdidi altında bulunduğuna dair endişe duymasıdır.

Truman Doktrini, yeryüzünün iki bloka ayrıldığını ve SSCB- ABD mücadelesinin başladığını ilan etmiştir.

Bu doktrin çevresinde Türkiye’ye 100 milyon dolar, Yunanistan’a ise 300 milyon dolar araç gereç yardımı yapılmıştır.

Marshall Planı

ABD’nin (1948) aralarında Türkiye’nin de bulunduğu 16 Avrupa devletine, ilk yıl 6 milyon dolar olmak üzere, toplamda 12 milyon dolara ulaşan nakdi yardım yapmasıdır.

Sağlanacak dış yardımlarla Avrupa ülkelerinin yıkılan ekonomilerinin onarımına ve kalkınmalarının gerçekleştirilmesine katkıda bulunmak ve komünimin Batı Avrupa’daki yayılışına engel olmak amaçlanmıştır.

Bu yardım Doğu Bloku içerisinde ülkelere de açık tutulmuş ancak Yugoslavya dışında hıçbir Doğu Bloku ülkesi bu yardımı kabul etmemiştir.

Batı Avrupa Birliği

17 Mart 1948’de Sovyet tehdidine karşı İngiltere, Fransa, Belçika, Hollanda ve Lüksemburg arasında kurulmuştur.

NATO’nun Kuruluşu

SSCB’nin tehditlerine karşılık 4 Nisan 1949’da 12 Batılı ülke (İngiltere, Fransa, Belçika, Hollanda, İtalya, İzlanda, Danimarka, Lüksemburg, Norveç, Portekiz, ABD, Kanada) kısa adı ile NATO olan Kuzey Atlantik İttifakı’nı kurmuştur.

İttifak savunma amacı yanında siyasi, ekonomik, sosyal alanlarda da iş birliğini amaçlıyordu. NATO’nun kurulmasıyla Sovyet yayılmasına karşı etkili bir set kurulmuş, Doğu Bloku’na karşı denge sağlanmış ve Batı Bloku ortaya çıkmıştır. Türkiye ve Yunanistan 1952’de, Batı Almanya 1952’te ve İspanya’da 1982 yılında NATO’ya katılmıştır.

Avrupa Konseyinin Kuruluşu

5 Mayıs 1949′da, Avrupalı 10 devletin katılımıyla kurulan birliktir. Bunlar: Belçika, İngiltere, Danimarka, Fransa, Hollanda, İrlanda, İsveç, İtalya, Lüksemburg ve Norveç’tir. Birliğin amacı, üye ülkelerin ortak mallarını ve ilkelerini koruma ve yayma; iktisadi  gelişimlerini sağlamak amacıyla, aralarında daha sıkı bir işbirliği oluşturmaktır.

Konsey, esas olarak, üye ülkelerin hükümet temsilcileriyle, parlamento üyelerinden oluşmuştur. Buna ek olarak, Avrupa İnsan Hakları Komisyonu ile Avrupa İnsan Hakları Divanı da kuruldu. Bu iki komisyon da, Konsey’in merkezi olan Strazburg’ta çalışmaya başlamıştır. Türkiye, Avrupa Konseyi’ne 1949 yılında katıldı. Avrupa Konseyi’nin üye sayısı, kuruluşundan yirmi yıl sonra 18′e yükseldi.

Konsey’in çalışma alanları insan hakları, medya, hukuki işbirliği, sosyal dayanışma, sağlık, eğitim, kültür, spor, gençlik, yerel demokrasiler, sınır ötesi işbirliği, çevre ve bölgesel planlamadır.

Avrupa Ekonomik Topluluğu

Avrupa Ekonomik Topluluğu, 25 Mart 1957 tarihinde imzalanan Roma Antlaşması ile kuruldu. Topluluk, Altı kurucu üye arasında, (Belçika, Almanya, Fransa, Hollanda, Lüksemburg ve İtalya) ekonomi politikalarının yaklaştırılmaları yoluyla bir ortak pazarın kurulmasını, ekonomik faaliyetlerin uyum içinde gelişmesini, dengeli ve sürekli bir gelişme sağlanmasını, istikrarın artmasını,topluluk üyesi ülkeler arasındaki ilişkilerin daha sıkılaştırılmasını öngörmekteydi.

1 Ocak 1958’de yürürlüğe giren Roma Antlaşması, üye ülkeler arasında önce gümrük birliğini, yani malların gümrük vergisi denmeksizin üye ülkeler arasında serbestçe alınıp satılmasını öngörmüştü. Ancak Roma Antlaşması’nda nihai hedefi sadece ekonomik değil ortak tarım, ulaştırma, rekabet gibi diğer birçok alanda ortak politikalar oluşturulması, ekonomik politikaların yakınlaştırılması, ekonomik ve parasal birlik kurulması, ortak bir dış politika ve güvenlik politikası oluşturulmasıdır.

Bu amaca ulaşmak için AET Antlaşması, yürürlük tarihinden (1 Ocak 1958) itibaren 12 yıllık bir geçiş dönemi içinde malların, kişilerin, hizmetlerin ve sermayenin serbest dolaşımının sağlanmasını ve sosyal Avrupa’nın kurulmasını öngörmüştür. Geçiş döneminde ortak tarım ve ulaştırma politikaları saptanacak, üye devletlerin ekonomi politikaları ve gerekli ulusal mevzuatları yakınlaştırılacak ve rekabetin bozulmamasına ilişkin önlemler alınacaktır.

Orta Doğu’daki Gelişmeler

Soğuk Savaş Dönemi’nde Mısır, Irak ve Suriye’de Doğu Bloku’na yakınlıklar olmuşsa da bölgedeki etnik ve dini parçalanmışlık günümüze kadar devam etmiştir.

İsrail’in Kuruluşu (1948)

Filistin Sorunu, İngiltere Dışişleri Bakanı Balfour’un 2Kasım 1917’de Siyonist Federasyonu başkanına gönderdiği mektupla Filistin’de bir Yahudi devletinin kurulduğunu kabul etmesi ve bölgeye Yahudi göçüne izin veren tarihi “Balfour Deklarasyonu” ile başladı. Bu tarihten sonra Filistin’e yüz binlerce Yahudi göç etti. II. Dünya Savaşı’nda sorun 1947 yılında Birleşmiş Milletlere götürüldü.

Birleşmiş Milletler ise yaptığı toplatı sonrasında Filistin topraklarında iki devletli bir yapının oluşturulmasını  ve Kudüs’ün de tarafsız bir şehir olması kararını verdi. İngiltere’nin 1948’de Filistin üzerindeki mandasını kaldırmasıyla Yahudiler İsraif Devleti’nin kurulduğunu ilan ettiler. Bu devleti ilk tanıyan devlet ise ABD oldu.

Eisenhower Doktrini

ABD özellikle 1956 yılında ortaya çıkan Süveyş krizinden sonra Arap Dünyasında Batılı devletlerin imajının zedelendiğini bunun yerine SSCB’nin prestijinin arttığını anlamıştır.

Bu durumu düzeltmek için Başkan Eisenhower 5 Ocak 1957 de Amerikan Kongresine gönderdiği mesajda Süveyş Krizinden sonra SSCB’NİN Süveyş Kanalına ve Batı’nın Orta Doğu’daki petrol kaynaklarına hakim olarak, bölgeyi siyasi kontrolleri altına almaya ve Batı Bloğuna bu sayede büyük bir darbe vurmaya yakın oluğunu belirtmiştir.

Bu şartlarda yapılacak iki şey vardı: Biri, bölge ülkelerinin ekonomik sıkıntılarının giderilmesine yardımcı olmak; diğeri de, ister ikili, ister toplu münasebetler yoluyla, bu ülkelere, komünizm hegemonyasının neler getirebileceğini anlatmak ve bunların komünizme karşı koymalarına yardım etmekti.

Bu gerekçelerle başkan Eisenhower 5 Ocak 1957 de Kongreye gönderdiği ve Eisenhower Doktrini adını alan mesajda bütün bu hususları açıkladıktan sonra, Kongre’den kendisine aşağıdaki yetkilerin verilmesini istiyordu:

1) Bağımsızlığını korumak için ekonomik kalkınma çabası içine giren Orta Doğu ülkelerine ekonomik yardım yapmak.
2) Bunlardan isteyen ülkelere askeri yardım yapmak.
3) Bu ülkelerin istemeleri şartıyla, “milletlerarası komünizmin kontrolü altında bulunan bir ülkeden gelecek açık silahlı saldırılar karşısında, Amerikan silahlı kuvvetlerinin kullanılması

Eisenhower Doktrini iki bakımdan Amerikan dış politikası için mühim bir gelişmeyi ifade etmekteydi. Birincisi, Amerika’nın Orta Doğu ile bağlantı alanını bir hayli genişletmesidir. Her ne kadar Amerika Orta Doğu ile ilgisini ilk defa Truman Doktrini ile göstermiş ise de, Truman Doktrini sadece Türkiye ve Yunanistan’a ve yine sadece askeri yardım yapılmasını öngörmekteydi. Hâlbuki Eisenhower Doktrini, bütün bir Orta Doğu bölgesini içine alıyor ve Amerikan askerinin kullanılması suretiyle, bölgedeki ülkelerin komünizme karşı savunulmasını da üzerine alıyordu.

Uzak Doğu’daki Gelişmeler

Çin Halk Cumhuriyeti’nin Kuruluşu

Çin, II. Dünya Savaşı’ndan sonra Kore Savaşı’na girmiş, 1956 yılındaki Süveyş krizinde Batılı devletlere karşı Mısır’ı desteklemiştir.

Hindistan’ın güçlenen Çin’ibir tehdit unsuru olarak görmesi, Çin’in Hindistan sınır bölgesindeki Nepal, Bhutan ve Tibet’te ideolojisini yaymak istemesi, 1959’dan itibaren iki ülke ilişkilerinin bozulmasına neden olmuş ayrıca Pakistan’ın Keşmir meselesinden dolayı Hindistan ile ilşkilerinin bozulması, Çin- Pakistan yakınlaşmasına sebep olmuştur.

Uzak Doğu’da Hakimiyet Mücadeleleri

Kore Savaşı 

II. Dünya Savaşı’nın sonucunda 38. Enlem sınır kabul edilerek kuzeyde SSCB kontrolünde Kore Halk Cumhuriyeti, Moskova’nın talimatıyla Güney Kore’ye saldırdı. Bunun üzerine ABD Birleşmil Milletlerin yardımıyla askeri bir kuvvet hazırlayıp bölgeye gönderdi. Türkiye de bölgeye barış gücü adı altında Tuğgeneral Tahsin Yazıcı önderliinde 5090 kişiyle katıldı. Türkiye’nin Kore Savaşı’na katılma sebepleri şunlardır:

Truman ve Marshall yardımlarını yapan ABD ile ilişkileri sekteye uğratmak
Türkiye’nin SSCB tehditi karşısında güvenlik sorununu çözmek için NATO’ya dahil olmak istemesi
ABD’nin Senatör Cain aracılığıyla Türkiye’yi savaşa davet etmesi
Türkiye ile ABD arasında savunma ve güvenliğe yönelik iş birliğinin geliştirilmesi

Türkiye bu savaştan 741 şehit vererek ve 2147 gazi ile çıkmıştır. Türkiye’nin barışa yönelik bu harekatı ABD tarafından büyük bir memnuniyetle karşılanmış ve Türkiye’nin NATO’ya girişi hızlanmıştır.

Türkiye’nin NATO’ya girmesinin gerekçeleri ise şunlardır:

SSCB  tehditi karşısında güvenlik sorununu çözmek
Çağın gerisinde kalan ordusunu modernize etmek ve demokratik yapının gelişip yerleşmesi için ekonomik gelişmişliği sağlamak

ABD’nin ise Türkiye’yi NATO’ya kabul etmesinin gerekçelerinden bazıları şunlardır:

ABD’nin Türkiye’de SSCB’ye karşı üs talep etmesi
Türkiye’nin Orta Doğu ve petrol noktalarına yakın olması
SSCB’nin komünizmi Yunanistan ve Türkiye’ye yayabileceği endişesi
Türkiye’nin Kore Savaşı’na vermiş olduğu katkı

Türkiye’nin NATO’ya girmesiyle yapılan askeri yatırımlar ve oluşumlardan bazıları şunlardır:

Türkiye’ye verilen silah ve tesisatların kullanımlarının öğrenilmesi amacıyla askeri uzmanlar gönderildi.
Türkiye’ye gelen bu uzmanlar  askeri okullarda ve akademilerde görev alarak Türk askeri eğitim sistemini şekillendirmeye başladı.
Adana İncirlik Hava Üssü, İzmir NATO Güney Komutanlığı Çiğili, Trabzon, Diyarbakır, Gölbaşı, Samsun ve Karamürsel’de askeri üsler inşa edildi.

ABD’nin Türkiye’ye bu yardımları yapmasının nedenlerinden bazıları ise şunlardır:

SSCB saldırılarına karşı duracak tampon bir ülkeyi desteklemek
Türkiye’nin Bağlantısızlar Hareketi’ne katılmasını engellemek
Türkiye’ye kurulan ABD üslerinin devamlılığını sağlamak ve üsleri korumak
ABD’nin yürüttüğü çevreleme politikasında Türkiye’ye duyduğu ihtiyaç.

 

SEATO’nun Kuruluşu

Vietnam Savaşı Amerika’yı, Kore Savaşından sonra almaya başladığı savunma tedbirlerini daha da kuvvetlendirmeye sevk etti. Bu savaş, güneydoğu Asya’nın karşı karşıya bulunduğu tehlikeyi açıkça gösterdiği gibi, bölgenin stratejik ehemmiyetini de arttırmıştı. Bu
bölge komünizmin kontrolü altına düştüğü takdirde, Sovyet Rusya ve Çin Singapore ve Malacca Boğazına da hâkim duruma geçerlerdi ki, bu da Pasifik Okyanusu’nun savunması açısından büyük mahzurlar ortaya çıkarırdı.

Amerika’nın bu bölgeyi korumak istikametinde attığı ilk adım, şimdi tam bağımsızlıklarını kazanmış bulunan Tayland, Laos, Kamboçya ve Güney Vietnam’a askeri ve ekonomik yardımlarını arttırmak oldu.

İkinci adım, SEATO veya Manilla Paktı denen GüneyDoğu Asya Antlaşma Teşkilatı (South East Asia Treaty Organization)nın kurulmasıdır.

Bu kollektif savunma sistemi, Eylül 1954 de, Amerika İngiltere ve Fransa ile Uzak Doğu ülkelerinden Yeni Zelanda, Avustralya, Filipinler, Tayland ile Pakistan’ın katılması ile kurulmuştur.

SEATO’nun imzası ile Amerika Sovyet Rusya ve müttefiki Çin etrafında, Avrupa’nın Atlantik kıyılarından Pasifiğe kadar uzanan bir ittifaklar çemberi meydana getirmiş oluyordu.

Bu arada Amerika Komünizm’i benimseyen Çin’e karşı 2 Aralık 1955 de Milliyetçi Çin (Formosa) hükümeti ile de bir ittifak imzaladı. SEATO antlaşması gibi, bu ittifakın da süresi yoktu.

Asya ve Afrika’daki Gelişmeler

II. Dünya Savaşı’ndan önce Avrupa’da eğitim gören halkın içinden çıkan bazı aydınlar Asya’da ve Afrika’da milliyetçiliği yayarak bu düşüncenin önemli bir ideolojik güç haline gelmesinde etkili olmuşlardır.

Soğuk Savaş Dönemi’nde sömürge halklarının bağımsızlık talebi, bu hakların yanlarına çekebilmek amacıyla sömürgeci devletlerin dışındaki bloklar tarafından da desteklenmiş, böylece Asya’dan Afrika’ya kadar birçok ülke bağımsızlığını kazanmıştır.

Asya

Hindistan

1763’ten beri İngiliz sömürgesi olan Hindistan’da, 1917 ‘de Mahatma Gandi’nin faaliyetleri milliyetçilik hareketlerine hız kazandırmıştır.

Ghandi, Hindistan’da alınan Britanya Tuz Vegisi’ne karşı 1930’da yaptığı 400 kilometrelik “Ghandi Tuz Yürüyüşü” ve “Pasif Direniş” ile ülkesinin Britanya’ya karşı başkaldırmasına öncülük etmiş, 1942’de Britanyalılara çağrıda bulunarak Hindistan’ı terk etmelerini istemiştir.

II. dünya Savaşı’ndan oldukça yıpranmış çıkan İngiltere, bölgedeki gelişmelere daha fazla karşı koyamamış ve 14 Ağustos 1947’de Hindistan’ın bağımsızlığını tanımak zorunda kalmıştır.

Pakistan

15 Ağustos 1947 yılından önceki tarihi Hindistan ile aynıdır. “Pakistan” adı ilk olarak, İngiltere´de öğrenim gören Müslüman öğrenciler tarafından 1940 yılında ortaya kondu.

Müslüman Ligi’nin Muhammed Ali Cinnah’ın başkanlığındaki 23 Mart 1940 tarihli oturumunda Hindistan’ın Müslümanlar ve Gayrimüslimler arasında bölünmesi kararı alınmıştır.

14 Ağustos 1947 yılında Muhammed Ali Cinnah, Pakistan Genel Valisi olmuş ve Pakistan bağımsızlığını kazanmıştır.

Vietnam

II. Dünya Savaşı’nda Vietnam’ı işgal eden Japonya 1945’te teslim olunca Vietminh birlikleri Hanoi’de iktidarı ele geçirmiş, liderleri Ho Chi Minh Vietnam ‘ın bağımsızlığını ilan etmiştir.

Fransa güneyde milli ihtilali bastırmaya başarmışsa da kuzey sömürge rejimini yeniden kurmak istemesi, Hindçini Savaşları’nın patlak vermesine yok açmıştır.

21 Temmuz 1954’te imzalanan Cenevre Antlaşması kararlarına göre, geçici olarak ülke juzeyde komünist kontrolündeki Demokratik Vietnam Cumhuriyeti, güneyde Vietnam Cumhuriyeti olmak üzere iki ayrı devlete bölünmüş, bölünme hattı da 17. paralel olarak belirlenmiştir.

Afrika

II. Dünya Savaşı’nın sona erdiği 1945’te Afrika’da Fa, Mısır, Liberya ve Britanya Uluslar Topluluğuna bağlı olan Güney Afrika. II. Dünya Savaşı’ndan Afrika’da en çok sömürgeye sahip İngiltere ve Fransa’nın oldukça yıpranmış bir şekilde çıkması,

İngiltere ve Fransa dışında Afrika’da sömürgeleri olan Almanya, Belçika, Portekiz ve Hollanda’nın savaşın yıkıcı etkilerine maruz kalması buna karşı Afrika’da devletlerinin ekonomik yönden güçlenmeye başlamaları ve milliyetçiliğin güçlenmesi kıtadaki sömürgeciliğin zayıflamasında etkili olmuştur.

Bu yönde atılan ilk adım 1957 yılında İngiltere’ye karşı bağımsızlığını kazanan Gana olmuştur. Gana’nın bağımsızlığını Nijerya ve Sierra Lione ( 1960) ve Gambiya ( 1965)’nın bağımsızlıkları izlemiştir.

Kenya’da 1952’de “ Mau Mau” gizli örgütünün başlattığı İngiltere’ye karşı isyan hareketi 1963’te bağımsızlığın kazanılmasıyla sonuçlanmıştır. Tanganika ve Uganda’da bu dönemde İngiltere’ye karşı bağımsızlığını kazanmıştır.

Fransa’ya karşı Afrika’da başlayan en önemli bağımsızlık hareketi Cezayir’de olmuştur. İkinci Dünya Savaşında (1942) Cezayir’i mukavemet merkezi olarak kullandı. Savaş bittikten sonra Cezayirliler gösterdikleri fedakârlığa karşılık bağımsızlık veya Fransızlarla
aynı haklara sahip olmak istediler. Bu istek Fransızlar tarafından büyük bir tepki ile karşılandı ve halk katledilmeye başlandı.

1948’de Fransa buranın sömürge değil, Fransa toprakları olduğunu ilan etti. Dış dünyaya karşı yapılan bu ilana rağmen burayı bir sömürge olarak idare etmeye çalışmışlar ve asla Cezayir halkına Fransızlarla eşit haklar tanımamışlardır.

Milli Kurtuluş Cephesi ve Cezayir Ulusal Hareketi’nin Fransa’ya karşı mücadelede teşkilatlanmaya başlayan halk, muntazam bir ordu kurmayı başardı. 1954 senesinde bilfiil başlayan silahlı mücadele, 1956 senesinde bağımsızlığa kavuşan Fas ve Tunus’un da desteğini sağladı. Mücadele 1962’de Evian Antlaşması’nın imzalanması ve Cezayir Demokratik Halk Cumhuriyeti adıyla bağımsızlığın kazanılmasıyla neticelendi.

Fransa 1956 yılında Cezayir’i elde tutmak istediği için Fas ve Tunus’un bağımsızlığını tanımıştır. 1911 yılında İtalya’nın hâkimiyetine giren Libya ( Trablusgarb) müttefik devletlerin yardımı ile 1951 yılında yabancıların idaresi son bularak Libya Krallığı kuruldu. 1953 yılında Arap Birliğine ve 1955 yılında da BM’ye üye oldu.

Afrika Birliği Teşkilatı (1963)

32 üyesi bulunan bu teşkilatın başlıca amaçları; Afrika ülkelerinin bağımsızlıklarını desteklemek, çatışmaları önleyerek birlik ve beraberliği sağlamak, bölgenin ekonomik ne sağlık sorunlarını görüşmek ve uluslararası ilişkileri geliştirmektir.

Soğuk Savaş Dönemi’nde Türkiye

SSCB Boğazların Türkiye ile birlikte savunulması, bunu sağlamak için de Sovyetlere Boğazlarda deniz ve kara üsleri verilmesi, Montreux Sözleşmesi’nin değiştirilmesi, Kars ve Ardahan’ın Sovyetler Birliğine iade edilmesi gerektiğini ileri sürmüş, Türk tarafı ise bu talepleri kabul etmemiştir.

12 Temmuz 1947’de Türk-Amerikan ikili antlaşmasından sonra Marshall Planı çerçevesinde  1949-1951 yılları arasında Türkiye’ye ABD ekonomik yardım yapmıştır.

Türkiye ise SSCB’nin baskılarına karşı ABD ve Batılı devletlerle iş birliği yapararak kendi güvenlik alanını genişletmeye yönelik siyaset izlemeye yönelmiştir.

Çin Halk Cumhuriyeti’nin kurulması ve Kore Savaşı Türkiye’nin haklılığını ortaya koymuş ve bu amaçla Türkiye, Avrupa Konseyine ve NATO’ya girmiş Balkan ve Bağdat Paklarının kurulmasında etkili rol oynamıştır.

Türkiye’nin Avrupa Konseyine Girişi

Türkiye 8 Ağustos 1949’da Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesinin davetiyle beraber Yunanistan ve İzlanda ile birlikte konseye katılmıştır.

Türkiye’nin Avrupa Konseyine katılmasında;

Batı Blok’una yakın olma amacı,
ABD ile ilişkileri güçlendirme isteği,
Avrupalı devlet statüsünde sayılma,
Avrupa ile her türlü alanda bütünleşme sağlama amaçları etkili olmuştur.

Türkiye’nin NATO’ya Girişi

Türkiye, kurulduğu andan itibaren NATO’ya üye olmaya çalışmıştır.

Türkiye NATO’ya 1950’de iki kez başvuruda bulunmuş, 1950’de başlayan Kore Savaşı’nda Türkiye’nin, gönderdiği kuvvetlerle başarı sağlaması Türkiye’yi NATO’ya yaklaşmıştır.

1952 yılında Türkiye, Yunanistan ile birlikte teşkilata üye olmuştur.

Balkan İttifakı (Paktı)

SSCB kontrolü dışındaki tek komünist devlet olan Yugoslovya ile NATO’ya girmesi kesin olan Yunanistan ve Türkiye’nin bir ittifak yaparak SSCB’nin Akdeniz üzerine kurulmuştur.(1954)

Bağdat Paktı’nın Kurulması

Orta Doğu’da güvenlik ve iş birliğini sağlamaya yönelik olan paktın temeli 24 Şubat 1955’te Türkiye ile Irak  arasında atılmış, daha sonra  İngiltere, İran ve Pkistan da pakta katılmıştır.

1959 yılında Irak pakttan çekilmiş ve paktın merkezi Ankara olmuştur.

Irak’ın Bağdat Paktı’ndan ayrılmasıyla paktın adı 1959 yılında CENTO (Merkezi Antlaşma Örgütü) olmuş, 20 yıl daha bu haliyle devam eden pakt, İran ve Pakistan’ın da pakttan ayrılmasıyla hukuken olmasa bile fiilen sona ermiştir.

Soğuk Savaş Dönemi’nde Türkiye’de Hayat

Siyasi Gelişmeler

Temmuz 1945’te Nuri Demirağ tarafından Milli Kalkınma Partisi kurulmuş, diğer taraftan CHP Milletvekili (Celal Bayar, Adnan Menderes, Refik Koraltan, Fuat Köprülü) parti programı ve kanunlardaki bazı değişiklik tekliflerinin (Dörtlü Takrir) CHP grup toplantısında reddedilmesi üzerine partiden ayrılarak 7 Ocak 1946’da Demokratik Partiyi (DP) kurmuşlardır.

1946 yılında ilk kez çok partili seçimler yapılmış, aynı yıl “tek dereceli seçim usulü” besimsemiştir.

Ancak “açık oy, gizli sayım” prensibi neden ile seçimi CHP kazanmıştır.

1950 yılında “gizli oy, açık sayım” prensibi uygulanmış, yapılan seçimleri Demokrat Parti kazanarak 27 yıllık CHP iktidarına son vermiştir. Bu seçim “Beyaz Devrim” olarak anılmıştır. Demokrat Parti 10 yıl iktidarda kalmıştır.

27 Mayıs 1960 İhtilali ile Milli Birlik Komitesi ve Orgeneral Cemal Gürsel komutasındaki ordu yönetime el koymuş ve 10 yıllık Demokrat Parti iktidarı sona ermiştir.

1960 Askeri Darbesi ile Başbakan Adnan Menderes ile Fatih Rüştü Zorlu ve Hasan Polatkan idam edilmiştir.

27 Mayıs 1960 Darbesi’nden sonra Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel’in emri ile ilk Türk yerli otomobil olan “Devrim” Eskişehir’de yapılmıştır.

1961 Anayasası ile Cumhuriyet Senatosu ve Anayasa Mahkemesi kurulmuştur.

Ekonomik Gelişmeler

1946 yılında yapılan kur ayarlaması ile TL’nin değeri %53,6 oranında düşürülerek 1 Amerikan Doları karşılığı 2,80 TL olarak kur sabitlenmiştir. Bu dönemde yapılan kur ayarlaması nedeni, savaş sonrası uluslararası fiyat düzeylerine ve yeni ekonomi politikalarına
uyum sağlayarak ihracatı artırmaktır. Ancak bu kur ayarlaması istenilen sonuçları vermemiştir.

1947 yılında IMF ve Dünya Bankası gibi kuruluşlara üyelik kabul edildi.

1947 Türkiye İktisadi Kalkınma Planı hazırlanarak Marshall Planı çerçevesinde alınacak yardımlar için gerekli hazırlık yapılmıştır. Bu plan tarım, haberleşme, sulama, enerji, demir-çelik, maden ve sanayi alanlarını temel etkinlik noktaları olarak kabul ediyor ve tarımsal gelişme üzerinde odaklaşıyordu.

Türkiye 1948’de Marshall Planı yardım kapsamına alınarak OEEC’ye (Avrupa İktisadi İşbirliği Örgütü) üye olmuştur.

Demokrat Parti’nin iktidara gelmesiyle yeni hükümet devletin ekonomik yaşamındaki etkinliklerini sınırlamaya ve özel kesimin gelişmesini desteklemeye önem vermiştir.

1950-1953 döneminde gerek tarımda gerekse sanayileşmede önemli gelişmeler sağlanmıştır. Tarımın makineleşmesi, kredi imkânları ve tarım için belirlenen yüksek fiyat politikası ile birlikte iklimin elverişli olması, bu dönemde tarım üretimini artırmıştır. Aynı zamanda, yabancı sermaye girişini kolaylaştırıcı uygulamalar, para arzının artırılması, ithalatın sınırlandırılması ve dış krediler ile yardımlar sayesinde de hızlı bir gelişme gözlenmiştir. Bu dönemde, büyük kamu yatırımlarına ağırlık verilmiştir.

Plansız ekonominin ortaya çıkardığı olumsuzluklar ve ardından gelen askeri müdahale üzerine 1960 yılında Devlet Planlama Teşkilatı’nın kurulmasıyla tekrar planlı ekonomiye geçilmiştir.

1950-60 arası dönemde tarımda, hayvancılıkta, üretimde 1945-49 ve 1960-70 arası döneme göre oldukça
önemli gelişmeler sağlanmıştır.

Soğuk Savaş Dönemi’nde Dünyadaki Gelişmeler

Sputnik Uydusu: 1950´lerin başında hem ABD hem de SSCB uzaya ilk uyduyu fırlatmak için birbirleriyle bir yarış içine girmişlerdi. ABD´nin başarısız denemelerinin ardından hiç beklenmedik bir zamanda SSCB, bir basketbol topu büyüklüğünde 85 kg ağırlığındaki
Sputnik I uydusunun yörüngeye oturtulduğunu açıkladı. Sovyetler, 3 Kasım 1957´de bu kez uzaya giden ilk canlı olan Layka adlı köpeği taşıyan Sputnik II uydusunu da başarıyla fırlattı.Bu Uzay Yarışını SSCB’nin kazandığı anlamına geliyordu. Bu dönemdeki diğer önemli buluşlar:

Transistör ( 1947) , Kalp pili ( 1950) Lazer ( 1960),
1946 John Mauchy ve John Eckert’in geliştirdiği, Amerika’nın ilk elektronik bilgisayarı ENIAC halka gösterildi.
1947 Edwin Land bir dakikadan az bir sürede siyah beyaz fotoğraf çıkaran polaroid makineyi icat etti.
1948 Willard Franck Libby, radyoaktif karbonla (karbon 14) tarihleme yöntemini geliştirdi.
1949 İngiliz yazar George Orwell, ”1984”ü yazdı.
1949 SSCB’de ilk atom patlaması oldu.
1951 Kaptan Cousteau, Calypso Okyanus Gemisi’yle ilk yolculuğuna çıktı.
1952 İlk bilgisayar IBM-701 piyasaya çıktı.
1952 Fransa’yla İngiltere arasında ilk uluslararası televizyon bağlantısı kuruldu.
1952 Fransız romancı François Mauriac, Nobel Edebiyat Ödülü’nü aldı.
1953 Francis Crick ile James Watson DNA molekülünün yapısını keşfetti.
1954 Nükleer enerjiyle çalışan ilk denizaltı Nautilus, ABD tarafından suya indirildi.
1962 Telefon konuşmalarının yanında canlı televizyon görüntülerini de ileten Telstar adlı uydusu fırlatıldı.
1962 Ünlü müzik topluluğu Beatles, ilk plağının kaydını yaptı.

Sende Paylaş
ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0

Henüz yorum yapılmamış.

BİR YORUM YAZIN

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

2021 TYT'e Kalan Süre
Gün
Saat
Dakika
Saniye

reklam