KPSS Ortaöğretim Atatürk İnkılapları Konu Anlatımı

KPSS İnkılap Tarihi Konu Anlatımı, KPSS Ortaöğretim Tarih Konu Anlatımı, KPSS Konu Anlatımı, KPSS Ortaöğretim Konu Anlatımı, İnkılap Tarihi Konu Anlatımı, İnkılap Tarihi Konu Anlatımı

Atatürk İnkılapları

Türk İnkılabı

Özellikleri

– Milet egemenliği ve bağımsızlık kavramlarını her şeyin üzerinde tutan bir eylemdir.
– Çağın gereklerine uygun olarak yapılmış bir aydınlanma ve yenilenme hareketidir.
– Toplumun ihtiyaçlarından doğmuştur.
– Yenilikler, şiddete başvurulmadan gerçekleştirilmiştir. Bu durum demokrasi anlayışının göstergesidir.
– Akla ve bilime dayandığı için laik özellikler taşır, dogmatik değildir.
– Köklü değişiklikler içermektedir.
– Sosyal kültürel ve mali yönleriyle bir bütünlük gösterdiği için bütün inkılaplar birbirini tamamlar niteliktedir.
– Sadece devletin ve kurumların değil ferdin ve toplumun gelişimine de katkı sağlamaktadır. Bu yönüyle
– Osmanlı ıslahatlarından farklı ve daha kapsamlıdır.
– Batı tarzı kurumlar örnek alınmıştır.
– Emperyalist zihniyete karşı başarı sağlamıştır. Bu yönü ile evrensel bir nitelik taşıyan Türk inkılabı tutsak milletlere örnek olmuştur.

İnkılabı Zorunlu Hale Getiren Sebepler

– Osmanlı Devleti’nin kurumlarında yaşanan bozulma
– Osmanlı Devleti’nde yapılan  ıslahatların sonuçsuz kalması
– XX. yüzyılın başlarında Osmanlı Devleti’nin parçalanma sürecine girmesi
– Türk toplumunu çağdaş medeniyetler seviyesine ulaştırma düşüncesi
– Emperyalist devletlerin yayılmacı politikalarının
– Osmanlı Devleti üzerindeki olumsuz etkileri

Amaçları

– Türkiye Cumhuriyeti’nin varlığını ve tam bağımsızlığını sonsuza kadar sürdürmek
– Milletin refah düzeyini yükseltmek
– Her yönden modernleşmeyi sağlamak
– Ulus egemenliğini ve demokratik uygulamaları yerleştirmek
– Türkiye’yi çağdaş medeniyetler seviyesinin üzerine çıkarmak
– Batı ile bütünleşmek
– Ulusal bütünlüğü sağlamak

Siyasi Alanda Yapılan İnkılaplar

Ankara’nın Başkent Oluşu (27 Aralık 1919)

Lozan Barış Antlaşması’nın imzalanmasından sonra. İtilâf Devletleri’nin askerleri İstanbul’dan çekildiler. İstanbul’un işgalden kurtulması ile yeni devletin başkentinin neresi olacağı tartışılmaya başlandı. Bazı kişiler İstanbul’un başkent yapılmasını istiyorlardı. Ancak meclisin Ankara’da açılması, buraya fiilen hükümet merkezi olma niteliği kazandırmıştı. Ayrıca Ankara, Türkiye’nin merkezinde, askerî ve coğrafî özellikleriyle başkent olabilecek konumdaydı.

İsmet Paşa (İnönü), bir kanun teklifi hazırlayarak Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na sundu. “Türkiye Devleti’nin başkenti Ankara’dır.” şeklindeki bir maddelik kanun teklifi kabul edildi (13 Ekim 1923). Kanunun yürürlüğe girmesiyle Ankara yeni Türk devletinin başkenti oldu.

Saltanatın Kaldırılması (1 Kasım 1922)

Türkiye Büyük Millet Meclisinin açılması ile birlikte Türk tarihinde yeni bir dönem başlamıştı. 20 Ocak 1921’de kabul edilmiş olan anayasada, egemenliğin millete ait olduğu belirtilmişti. Ancak bu tarihlerde Kurtuluş Savaşı devam ettiğinden, saltanatın kaldırılması için şartlar uygun değildi.

İtilâf Devletleri, Lozan Barış Konferansına, Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti ile birlikte İstanbul Hükümeti’ni de davet ettiler. Osmanlı Hükumeti bu daveti kabul etti. Galip devletler bu davranışlarıyla, Türkler arasında ikilik çıkararak, menfaatlerini daha iyi savunacaklarını düşünüyorlardı. Osmanlı Hükümeti’nin konferansa katılma arzusu, millî mücadelenin ruhuna ve anayasaya aykırı idi.

Bu durum, Mustafa Kemal Paşa’nın saltanatın kaldırılmasıyla ilgili düşüncelerinin haklılığını bir defa daha ortaya koydu. Aynı zamanda saltanatın kaldırılması için haklı bir gerekçe oldu. Konu, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde tartışıldı. Mustafa Kemal Paşa bir konuşma yapıp, milletin kendi gayretiyle hakimiyeti ele aldığını ve saltanatın kaldırılmasının gerekliliğini belirtti.

1 Kasım 1922’de kabul edilen bir kanunla, halifelik ve saltanat birbirinden ayrılıp, saltanat kaldırıldı. Böylece, Osmanlı Devleti hukukî olarak sona ermiş ve Türk inkılâplarının en önemlilerinden biri gerçekleştirilmiştir.

Saltanatın kaldırılması ile, İstanbul’daki Osmanlı Hükumeti istifa etti. Son padişah Vahdettin, 17 Kasım 1922’de İngilizlere sığınıp İstanbul’u terk etti. Bunun üzerine Osmanlı sülâlesinden Abdülmecit Efendi, Büyük Millet Meclisi’nin kararı ile halife seçildi.

Cumhuriyetin İlanı (29 Ekim 1923)

Sebepleri

–  Mustafa Kemal’in egemenliğe cumhuriyete inanan bir lider olması
–  Cumhuriyet rejiminin çağdaş toplum oluşturmaya imkan sağlaması
–  Fethi Bey hükumetinin istifa etmesinin üzerine yeni hükumet kurulamaması, yönetim boşluğu olması

Sonuçları

–  Yeni Türk devletinin yönetim şekli belirlendi. (Cumhuriyet)
–  Mustafa Kemal’in oy birliğiyle cumhurbaşkanı seçilmesi ile devlet başkanı sorunu çözümlendi. (Cumhurbaşkanı)
–  Hükumet bunalımının yaşanmasını engelleyecek kabine sistemine geçilmiştir.

NOT: Cumhuriyetin ilanından sonra ilk cumhurbaşkanı Mustafa Kemal; ilk başbakanı İsmet İnönü; İlk TBMM Başkanı Fethi Okyar olmuştur.

NOT: Mustafa Kemal milli mücadelenin devam ettiği dönemde rejim sorunu yaşanmaması için koşullar oluşmadığından devletin yönetim biçimini açıklamayı sonraya bırakmıştır.

Demokrasi: Vatandaşların geniş haklara sahip olduğu, devlet yönetimine eşit olarak katılabildiği, görevli ve siyasi liderlerin seçimle belirlendiği, hukuk kurallarına bağlı siyasi sistemdir.

Cumhuriyet: Egemenliğin millete ait olduğu, hakkını seçtiği milletvekilleri aracılığıyla kullandığı, yönetim şeklidir.

Kabine Sistemi: Cumhurbaşkanının başbakanı atadığı, başbakanın da bakanları seçerek güven oyu aldığı sistemdir. Bundan önce meclis hükumeti sistemi uygulanmıştır, bu sistemde meclis başkanı hükumetin de başkanıdır.

Halifeliğin Kaldırılması (3 Mart 1924)

Sebepleri

–  Halifelik makamının yapılacak inkılapların önündeki en büyük engel olması
–  Halifelik makamının Cumhuriyet rejimi ve ulus devlet anlayışı ile bağdaşmaması
–  Devletin laikleşmesinin sağlanmak istenmesi
–  Halifeliğin, saltanat yanlılarının güç aldığı bir makam durumuna gelmesi ve bunun sonucu olarak, Halife Abdülmecit Efendi ‘nin padişah gibi davranarak yetkilerini aşması
–  TBMM içerisinde bazı vekillerin halife taraftarlığı yapması ve bunun siyasi ahengi bozması
–  İngilizlerin kadrolarında görevli olan Seyyid Emir Ali ve Ağa Han’ın Türkiye’nin iç işlerine karışıldığını ortaya koyan mektubunun muhalif gazetelerden Tanin’de yayımlanması

Sonuçları

–  Halifeliğin kaldırılması laikliğe geçişin en önemli aşaması olmuştur.
–  Saltanatın bir uzantısı olarak görülen Halifelik kaldırılarak siyasi alanda yenileşmenin son adımı gerçekleştirilmiş oldu. Devlet merkezindeki iki başlılık ortadan kalktı.
–  Halifeliğin kaldırılması ile Türkiye Cumhuriyeti’nin karakteri tam olarak ortaya çıktı.
–  Halifeliğin kaldırılması Türkiye’de inkılâp sürecini hızlandırmış ve inkılâplar için elverişli bir ortam hazırlamıştır.
–  Ulusal egemenlik daha da pekişmiştir.
–  Türkiye’de ümmetçilik arayışları sona ermiştir.

Hukuk Alanında Yapılan İnkılaplar

1924 Anayasası (20 Nisan 1924)

– Gerçek hayatın ihtiyaçlarına cevap veren bir anayasadır.
– Egemenlik kayıtsız şartsız millete verilmiştir.
– Vatandaşın haklarının korunması için Danıştay kurulmuştur.
– 1928’de Anayasadan “devletin dini İslam’dır” ibaresi çıkarılmıştır.
– Kadınlara seçme ve seçilme hakkı verilmiştir.
– 1937’de Atatürk ilkeleri anayasaya girmiştir.
– Günün şartlarına göre en çok değişikliğe uğrayan anayasadır.
– 1960’a kadar yürürlükte kalmıştır.

Türk Kadını ve Siyasi Hakları

Kadınlara seçme ve seçilme hakkının tanınması, 1930’larda, Türkiye’de kadınların siyasi haklarını kazanması için gerekli yasaların çıkarılmasını ifade eder. Kadınların siyasi hayatta seçme ve seçilme hakkını elde etmesi; toplumsal hayatta gerçekleşen Atatürk Devrimleri’nden birisidir.

1930 yılından itibaren çıkarılan bir dizi yasa ile önce Belediye seçimlerine katılma, sonra köylerde muhtar olma ihtiyar meclislerine seçilme hakkı tanınan kadınların milletvekili seçme ve seçilme hakları, 5 Aralık 1934’te Anayasa ve Seçim Kanunu’nda yapılan yasa değişikliği ile tanındı.

Türk Medeni Kanunu (17 Şubat 1926)

Osmanlı Devleti zamanında yapılan ve Osmanlı aile hukukunu düzenleyen Mecelle kaldırılarak yerine İsviçre Medeni Kanunu kabul edildi. (17 Şubat 1926 ) Çünkü İsviçre Medeni Kanunu en son, en modern, yapımıza en uygun medeni kanun idi.

Medeni Kanunun Kabulünün Sonuçları
– Laiklik yolunda önemli bir adım atılmış ve hukukta birlik sağlanmıştır.
– Toplumsal ve ekonomik alanda kadın-erkek eşitliği sağlanmış, kadınlara istediği mesleğe girme hakkı tanınmıştır.
– Resmi nikah ve tek eşlilik zorunlu hale getirilmiş, boşanma hakkı kadına da tanınmıştır.
– Mirasta kız erkek eşitliği sağlanmıştır.
– Patrikhanenin dini konuların dışındaki yetkileri kaldırıldı.
– Azınlıklar Lozan’da tanınan kendi kanunlarıyla yönetilme hakkından vazgeçerek Türk kanunlarına tabi oldular.
– Medeni Kanun, dini bir karakter taşımadığı için Laiklik ilkesi ile, kadın erkek eşitliğini sağladığı için Halkçılık ilkesi ile ilgilidir.

Eğitim ve Kültür Alanında Yapılan İnkılaplar

Tevhid-i Tedrisat Kanunu

Nedenleri

Eğitim- öğretimde birlik ve beraberliği sağlamak
Eğitimde laikleşmeyi, modernleşmeyi, eşitliği ve ulusallığı sağlamak
Ulusal eğitim ile milli bilinci geliştirmek

Sonuçları ve Önemi

Kabul edilen Tevhid-i Tedrisat Kanunu ile bütün öğretim kurumları Maarif Bakanlığına yani Milli Eğitim Bakanlığına bağlanmış ve Kanunun 4. maddesi ile yüksek din uzmanları yetiştirmek amacıyla üniversiteler bünyesinde ilahiyat fakülteleri açılması kararlaştırılmıştır.

Aynı maddeyle imamlık ve hatiplik gibi dinsel hizmetleri görecek memurların yetiştirilmesi için de okulların açılması kararlaştırılmıştır.

Maarif Teşkilatı Hakkında Kanun

Ülkede ilkokul lise ve yüksek öğretimin belli esaslara göre düzenlenmesi için 2 Mart 1926’da Maarif Teşkilatı Kanunu(eğitim sistemi yasası) kabul edildi. Devletin izni olmadan okul açılamayacağı belirtilerek okullarda hangi derslerin ne şekilde okutulacağı belirlendi.

Yeni Türk Harflerinin Kabulü

Eğitim-öğretim sistemi akılcı bir şekilde kurulmuştu. Eğitim-öğretimin yaygınlaştırılması, herkesin okur-yazar hale getirilmesi gerekmekte idi. Kullanılmakta olan Arap harfleri ve Arapça ses yapısı, Türkçe ile uyumlu değildi.

Mustafa Kemal; Tür dilinin okunup-yazılmasının kolaylaşması, eğitim ve öğretim işlerinin yaygınlaştırılması için harf değişikliğinin yararlı olduğunu düşündü. Yapılan araştırmalar sonucunda Latin alfabesinin Türkçe’nin yapısına uygun olduğuna karar verilerek 1 KASIM 1928’de Türk Harfleri Hakkında Kanun kabul edildi. Mustafa Kemal’in de çabaları ile yeni harfler birkaç ay içinde bütün yazı işlerinde kullanılmaya başlandı.

Türk Tarih Kurumu’nun Kurulması

Atatürk Türk tarihinin İslamiyet’in kabulünden sonraki dönemle sınırlandırılamayacağını ve daha önceki dönemlerde Türklerin binlerce yıllık bir geçmişi olduğunu ortaya koyarak Türk tarihinin dini motiflere bağlı kalmaksızın bir bütün olarak incelenmesi gerektiğini belirtmiştir. Bu amaçla 15 Nisan 1931’de Türk Tarih Kurumu kurulmuştur.

Türk Tarih Kurumunun Kurulması
Atatürk çalışmalarına katılarak büyük önem verdiği Türk Tarih Kurumunun şu konuları aydınlatmasını istemiştir:

– Türk kültürünün en eski uygarlıklardan biri olduğunun ispatlanmasını
– Türk tarihinin bir hanedan yada din tarihiyle sınırlandırılmayıp milli tarih anlayışıyla araştırılmasını
– Türklerin dünya medeniyetine katkılarının belirlenmesini
– Türk yurdu hakkındaki kuşkuların giderilmesi ve yabancıların Türk yurdu üzerindeki emellerinin önlenmesini
– Türklerin sarı ırktan olduğu ve bu nedenle her türlü gelişme ve kabiliyetten yoksun olduğu yolundaki tezlerin çürütülmesini

Türk Dil Kurumu’nun Kurulması

Sebepleri
– Türk dilini yabancı kelimelerin boyunduruğundan kurtarmak
– Türkçenin zenginliğini ortaya koymak ve bilim dili haline gelmesini sağlamak
– Türk dilinin kökenlerini araştırmak
– Konuşma dili ve yazı dili arasındaki farklılığı gidermek ve teknik kavramlara Türkçe karşılık bulmak
– Türk diline yeni kelimeler kazandırmak

Sonuçları
– 1928 yılında Dil Encümeni kurularak araştırmalar başlatılmış ve İmla Kılavuzu hazırlanmıştır.
– 1930’lu yıllarda Güneş Dil Teorisi ortaya atılmıştır.
– 1932 yılında Birinci Dil Kurultayı toplanmıştır.
– 1932 yılından itibaren Dil Bayramı kabul edilmiş ve kutlanmıştır.
– 1935 yılında Tarama Sözlüğü’nün çalışmaları başlatılmıştır.
– Göktürk yazılı metinleri yayımlanmıştır.

Toplumsal Alanda Yapılan İnkılaplar

Şapka Kanunu

Nedenleri

– Sosyal yaşamda topluma modern bir görünüm kazandırmak
– Muasır milletler seviyesine ulaşılmak ve Batı ile bütünleşmek
– Toplumsal birlikteliği sağlanmak
– Ayrıma yol açacak unsurları ortadan kaldırmak

Sonuçları

– Atatürk, 23 Ağustos 1925’te Eskişehir ve Mahmudiye’ye yaptığı seyahatlerde şapkayı halka göstererek Şapka Devrimi’nin ilk işaretini vermiştir.
– 25 Ağustos 1925’te Şapka Giyilmesi Hakkındaki Kanun çıkarılmıştır.
– Kurtuluş Savaşı’nın ve Kuvayımilliyecilerin simge kıyafeti ise Kalpaktır.

Tekke, Zaviye ve Türbelerin Kapatılması (30 Kasım 1925)

Nedenleri
– Din istismarını önlemek
– Toplumun laikleşmesini sağlamak
– Halk arasında eşitliği sağlamak
– Bu mekanları rejim karşıtı eylemlerin odağı olmaktan çıkarmak

Sonuçları

Refik Koraltan ve bazı vekillerin önergesi ile sunulan kanun 3 Kasım 1925 tarihinde kabul edilmiştir.

Takvim, Saat ve Ölçülerde Değişiklikler

Osmanlı’da kullanılan takvim, saat ve rakamlar farklıydı. Hatta bazı ölçü ve tartı birimleri ülke içinde dahi farklıydı.
Yeni kurulan Türk devletinin diğer devletlerle uluslararası ilişkilerini kolaylaştırmak ve toplumda ikiliğe neden olan bu durumu düzenlemek için 1 Ocak 1926 tarihindeki kanunla hicri ve rumi takvim kaldırılarak miladi takvim kabul edildi. Alaturka saat yerine uluslararası saat uygulanmaya başladı.

20 Mayıs 1928’de kabul edilen yasa ile uluslararası rakamlar kullanmaya başlandı. 26 Mart 1931’deki ölçü kanunu ile arşın, okka, endaze gibi bölgeden bölgeye değişen birimler yerine ağırlık ölçüsü olarak kilogram; uzunluk birimi olarak metre kabul edildi.
Tüm bu değişikliklerle uluslararası ilişkiler düzenlendi ve ülkede birlik sağlandı.

Soyadı Kanunu(21 Haziran 1934)

Osmanlı toplumunda kişiler kendilerine ait bir soy adı kullanmamaktaydılar.

Kişiler isimlerinin yanında ya babalarının adıyla ya unvan ve lakaplarıyla ya da doğdukları yere göre isimlendirilmekteydiler. Bu durum kişilerin birbirleriyle, devletle, askerlikle ve ekonomiyle ilgili ilişkilerinde sorunlara ve karışıklığa neden oluyordu.

Cumhuriyet döneminde bu ilişkilerdeki karışıklıkları ortadan kaldırmak amacıyla, 21 Haziran 1934 tarihinde kabul edilen Soyadı Kanunu ile ortadan kaldırılmıştır. Bu kanuna göre herkes kendi adının yanında ailesini belirten bir soyadı alması zorunluluğu getirilmiştir.

Kadınlara Seçme ve Seçilme Hakkının Verilmesi

– 1930’da belediye seçimlerine katılma hakkı verilmiştir.
– 1933’te muhtarlık seçimlerine katılma hakkı verilmiştir.
– 1934’te milletvekili seçme ve seçilme hakkı verilmiştir. Verilen bu haklar siyasal haklardır.

Toplumda eşitlik sağladığı için halkçılık ilkesi doğrultusundadır.

Ekonomi Alanındaki Gelişmeler

– Bağımsız bir ekonomi sağlama isteği
– Ülkede sanayinin kurulmasını sağlama ve temel ihtiyaçları devletin kendi öz kaynakları ile karşılama düşüncesi
– Milli ekonomi ilkesini hayata geçirme isteği
– Yabancıların elindeki işletmeleri ve kuruluşları millileştirme isteği
– Özel sektörü güçlendirerek ülke ekonomisini kalkındırma fikri

İzmir İktisat Kongresi (17 Şubat 1923)

İzmir İktisat Kongresi’nin toplanmasında, ulusal ekonominin amaçları ve bu amaçlara ulaşılmada takip edilecek metotları kararlaştırma fikri etkili olmuştur. Kongrenin Lozan Görüşmeleri’nin olduğu zamanlarda toplanması ekonomik gelişmelerin ne kadar önemsendiğinin bir kanıtıdır.

Misak-ı İktisadi Kararlar

– Yabancıların kurduğu tekellerden kaçınılmalı
– Sanayi teşvik edilmeli
– Milli bankalar kurulmalı
– Devlet, ekonomik görevleri olan bir organ haline gelmeli
– Demir yolu yapımı hızlandırılmalı
– Ham maddesi yurt içinde olan ürünlerle ilgili sanayi dalları kurulmalı
– Küçük imalattan, hızlı şekilde fabrikaya geçilmeli
– Sendikal haklar tanınmalı
– İş erbabına amele değil işçi denilmeli
– Özel girişimciye destek olacak bir devlet bankası kurulmalı
– Dış rekabet için sanayi bir bütün olmalı
– Teknik eğitim geliştirilmeli
– Anonim şirketlerin kuruluşu kolaylaştırılmalı
– Vergi sisteminde reform yapılmalı
– Köylü işletmelerinde büyük üretime geçilmeli

Tarım Alanındaki Gelişmeler

Osmanlı toplumunun % 80’i toprağa bağlı yaşamaktaydı. Ancak ilkel yöntemlerle tarım yapılıyor olması
alınan verimi düşürüyordu. Ekonominin temeli olan tarımı düzeltmek için köylünün durumunun güçlendirilmesi gerekmekteydi, Devlet bu konuda “köycülük siyaseti” belirlemiştir.

Buna göre;

* Köylünün üzerinden ağır vergilerin kaldırılması ve köylünün maddi yönden güçlendirilmesi,
* Toprağı olmayan köylülere toprak verilmesi,
* Köylüye ait üretim imkânlarının artırılması görüşleri benimsenmiştir.

Köylüyü ağır bir yük altına sokan âşar vergisi kaldırılmış, yerine arazi vergisi konulmuştur (17 Şubat 1925).

Osmanlı Devleti Dönemi’nde açılan Ziraat Bankası geliştirilmiş, sermaye ve şube miktarı artırılmıştır. Bu banka aracılığıyla dışarıdan alınan tarım araçları köylüye dağıtılmıştır.

Köylünün kredi, makine, tohum vb. ihtiyaçlarının daha ucuza karşılanması için 1929’da Tarım Kredi Kooperatifleri kurulmuştur. 1929 yılında topraksız köylüye toprak dağıtılması hakkında bir kanun çıkarılmasına rağmen bu kanun tam anlamıyla uygulanamamıştır. Köylünün ihtiyaçlarını gidermek amacıyla 1932 yılında Zirai Donatım Kurumu açılmıştır.

Ticaret Alanındaki Gelişmeler

Osmanlı Devleti’nde özellikle son dönemlerde tarımın gerilemesi, savaşlar nedeniyle güvenlik sorununun olması ve kapitülasyonların rekabet ortamına izin vermemesi gibi sebeplerle ticaret meslek olarak seçilmemiş, memurluk ve subaylık tercih edilmiştir. Bu durum, ticarette azınlıkların ön plana çıkmasına neden olmuştur.

Lozan Antlaşması’nda kapitülasyonların kaldırılmasıyla yabancılara tanınan ve ekonominin bağımsızlaşmasını engelleyen her türlü haklara son verilmiştir. Böylece ticaret alanında büyük bir engel ortadan kaldırılmıştır.

1924 yılında iş Bankası açılmıştır. ilk özel banka olan İş Bankasının açılmasının temelinde özel sektöre kredi desteği sağlama ve ticareti canlandırma amacı yatmaktadır.

Osmanlı Devleti’nde deniz ulaşımının büyük bir bölümü ve önemli liman işletmeleri yabancı firmaların elindeydi. 1 Temmuz 1926’da Kabotaj Kanunu’nun ilan edilmesiyle Türk denizlerinde yolcu ve yük taşıma hakkı sadece Türk gemicilerine verilmiştir. Bu kanundan sonra Türk denizciliği ilerlemeye başlamış ve kısa sürede deniz ticaret filoları geliştirilmiştir.

Yerli tüccarın korunması amacıyla 1929 yılında Gümrük Tarife Kanunu değiştirilmiştir. 11 Haziran 1930’da Merkez Bankası açılmıştır. Milli para politikası izleyen Merkez Bankasının açılmasının temel nedeni, Türk parasını düzenleme ve koruma isteğidir.

Yabancıların elindeki diğer işletmeler satın alınmıştır. Böylece “Milli Ekonomi İlkesi”nin sürekliliği sağlanmıştır.

Sanayi Alanındaki Gelişmeler

1925’te Sanayi ve Maadin Bankası kurulmuş, Osmanlı Devleti’nden kalan yıpranmış, kaynakları ve sermayesi tükenmiş tesislerin üretime açılması amaçlanmıştır.

17 Aralık 1926’da ilk özel fabrika olan Uşak Şeker Fabrikası kurulmuştur.
28 Mayıs 1927’de Teşvik-i Sanayi Kanunu (Sanayiyi Özendirme Kanunu) kabul edilmiştir. Bu kanun ile devlet, sanayi ile uğraşanlara ucuz arazi ve bina edinme, nakliye indirimleri ve kazanç vergisinden muafiyet olanakları sağlamıştır.

Ancak bu olanaklar sermaye, teknoloji ve bilgi yetersizliğinden kaynaklanan sorunlar ve 1929 Dünya Ekonomik Bunalımı’nın olumsuz etkileri nedeniyle tam olarak değerlendirilememiştir. Bu kanundan beklenen yararın sağlanamaması üzerine devletçiliğe geçilmiştir.

Özel sermayenin sanayi kuramaması sonucu devlet sanayileşme işini kendi üzerine almış ve l. Beş Yıllık Sanayi Planı hazırlanmıştır (1933). Bu planın hazırlanmasında teknik ve ekonomik destek Sovyet Rusya’dan gelmiştir.
1934’te uygulamaya konulan bu plan ile önemli sanayi işletmeleri kurulmuştur.

Bu alanda;

– Malatya, Bursa ve Kayseri’de merinos yün fabrikaları,
– Gemlik’te suni ipek fabrikası,
– Nazilli’de basma fabrikası,
– Beykoz’da deri fabrikası,
– İzmit’te kâğıt işletmeleri,
– Paşabahçe Cam Fabrikası,
– Karabük’te ilk demir çelik işletmesi açılmıştır.

Sanayi ve Maadin Bankası yerine 11 Temmuz 1933’te Sümerbank kurulmuştur.

Maden kaynaklarının araştırılması amacı ile Maden Tetkik ve Arama Enstitüsü (MTA), belirlenen kaynakların işletilmesi için de Etibank kurulmuştur (1935).

II. Beş Y1llık Sanayi Planı hazırlanmıştır. Devlet bu yeni plandan yeterince faydalanamamıştır. II. Dünya Savaşı tehlikesinin başlamasıyla plan uygulanamamıştır.
<h2>Bayındırlık ve İskan Alanındaki Gelişmeler

Ekonominin gelişmesinde ulaşımın büyük etkisi bulunmaktadır. Bu nedenle cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren ulaşıma büyük önem verilmiştir.

Yabancı şirketlerin elindeki demir yolları satın alınarak devletleştirilmiş, ayrıca yeni demir yolları yapılmıştır. 1923 – 1938 yılları arasında dış desteksiz 3360 km demir yolu yapımı gerçekleştirilmiştir.

Osmanlı Devleti’nden kalan harap hâldeki kara yolları yeniden yapılmıştır. 1948 yılına kadar 45 bin km’lik yol yapılmıştır.

Deniz ulaşımına da çok önem veren devlet, Kabotaj Kanunu’nun da sağladığı avantajla deniz yolları ve ticaret filolarını güçlendirmiştir. Bu amaçla ayrıca 1937 yılında Denizbank kurulmuştur.

Sağlık ve Tıp Alanındaki Gelişmeler

– 1920’de Sağlık Bakanlığı kurulmuştur.
– 1924 yılında Ankara, İstanbul, Sivas, Erzurum, Trabzon ve Diyarbakır’da Numune hastaneleri kurulmuştur.
– 1928 yılında Hıfzıssıhha Enstitüsü kurulmuştur.
– Sıtma, frengi ve verem gibi hastalıklarla mücadele edilmiştir.

Sosyal Gelişmeler

– Çocuk Esirgeme Kurumu kurulmuştur.
– Kızılay güçlendirilmiştir.
– 1934’te Yeşilay kurulmuştur.

KPSS Ortaöğretim Tarih Konuları için tıklayınız.

yorumlar
ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.

yorum-yaz
BİR YORUM YAZIN

Soru: 1 + 3 kaçtır?