BaşarıSıralamaları

İslam Medeniyetinin Doğuşu Konu Anlatımı


Tarih ayt konu anlatımı, Tarih tyt konu anlatımı , Tarih yks konu anlatımı… Merhaba arkadaşlar sizlere bu yazımızda İslam Medeniyetinin Doğuşu hakkında bilgi vereceğiz. Yazımızı okuyarak bilgi edinebilirsiniz

İslam Medeniyetinin Doğuşu

İslamiyet’in Doğduğu Dönemde Dünya

İslamiyet’in doğuşu sırasında Amerika ve Avustralya gibi yeni kıtalar Avrupalılar tarafından henüz keşfedilemediğinden dolayı dünya; Afrika, Asya ve Avrupa kıtalarından (Eski Dünya) ibaret sayılıyordu.

reklam

Asya’daki Genel Siyasi Durum

Bu dönemde Arabistan’a komşu iki büyük imparatorluk vardı. Bunlar, Bizans ve Sasani devletleridir.

Bizans: Başkenti İstanbul olan Bizans; Balkanlar, Anadolu, Suriye, ve Mısır’a hâkim olup siyasi ve askerî açıdan oldukça güçlü bir devlettir.

Sasaniler: İran ve Irak’a hâkim olan ve taht kavgaları dolayısıyla yer yer siyasi karışıklıklar yaşayan Sasaniler, Kuzey Arabistan’ın hâkimiyeti için Bizans İmparatorluğu ile mücadele hâlindeydi.

İslamiyet’ten Önce Arap Yarımadası

Siyasi Durum

Kuzey ve Güney Arabistan’da bazı küçük devletler kurulmasına rağmen tüm Arabistan’a hâkim olan ve Araplar arasında siyasi birliği sağlayacak güçlü bir devlet yoktu.
Arabistan’da kabilecilik anlayışına dayalı, dağınık bir siyasi yapı mevcuttu.
Aynı kanı taşıyan ailelerin meydan getirdiği kabilelerin bölgeleri ve şeyh denilen liderleri vardı.

NOT: Kabile kültürünün yaygınlığı, Araplar arasında siyasi birliğin kurulmasını engellemiştir.

Ekonomi

Arabistan’ın çoğrafi yapısı, Arapların iktisadi uğraşlarını doğrudan etkilemiştir.
Yağışın fazla olduğu yüksek bölgelerde, az da olsa tarım yapılmasına rağmen kervan ticareti, Arapların en önemli geçim kaynağıdır.
Arabistan, Uzak Doğu ile Afrika ve Akdeniz ülkeleri arasında bir kavşak konumunda olduğu için Arabistan’ın kuzeyinden, güneyinden, doğusundan ve batısından birçok ticaret yolu geçmekteydi.
Araplar, özellikle Şam – Mekke ticaret yolunu kullanarak kervan ticareti yapıyorlardı.

Yazı, Dil ve Edebiyat

Araplar arasında okuma ve yazma bilenlerin sayısı oldukça azdı.
Yazılı değil sözlü edebiyat yaygındı.
Araplar, güzel konuşmaya (hitabet) ve şiire çok önem verirlerdi. Hatta o dönemde Arap erkeklerinde aranan özelliklerden biri, güzel konuşmaydı.
Hac mevsiminde Mekke’de düzenlenen panayırlarda eğlenceler, spor ve şiir yarışmaları yapılırdı. Birinci seçilen şiir, altın sayfalara yazılarak Kâbe’nin duvarına asılırdı.

NOT: İslamiyet’le birlikte Kur’an-ı Kerim’in, İslam tarihinin ve coğrafyasının yazılma ihtiyacından dolayı yazılı edebiyat gelişmeye başlamış, okuma ve yazma yaygınlaşmıştır. Kur’an dili olması ve Müslümanlığın yayılmasıyla Arapça, uluslararası bir dil hâline gelmiştir.

İnançlar

Hristiyanlık, Musevilik ve Hz. İbrahim’e inananların oluşturduğu Haniflik gibi tek tanrılı inançlar görülmekle birlikte, Arabistan’daki yaygın inanış putperestlikti.
Kabilelerin kutsal saydıkları büyük putlar, Mekke’deki Kâbe’de muhafaza ediliyordu.
Araplar, kan dökmenin yasak olduğu haram aylarında Kâbe’deki putlarına tapmak ve hediyeler sunmak amacıyla Mekke’ye hac yapmaya gelirlerdi.
Hac mevsiminde Kâbe’yi ziyaret eden Araplar, daha sonra Mekke yakınlarında kurulan panayırlarda alışveriş yaparlardı.

İslamiyet Yayılıyor

Hz. Muhammed’in Peygamberlik Öncesi Hayatı

Soyu : Hz.Muhammed (SAV), Mekke’nin büyük ailelerinden, Kureyş kabilesinin kollarından biri
olan “Haşimoğulları”ndandır. Babası Abdullah , annesi Amine’ dir. Dedesi Abdülmuttalip, Mekke’ nin ileri
gelenlerindendir.

Doğumu ve Çocukluğu : 20 Nisan 571 yılında Mekke ‘de dünyaya gelmiştir. Doğumundan önce babası Abdullah’ı , Altı yaşında
AnnesiniÂmine’yi kaybetmiştir. Annesinin ölümüyle sekiz yaşına kadar dedesi Abdülmuttalib’in , sonra da amcası “Ebu
Talip” in yanında yaşamını sürdürmüştür. Amcası Ebu Talip’in yanında ticareti öğrenmiş, Arabistan dışında Suriye, Yemen
bölgelerini tanımıştır.

Gençliği : Hz.Muhammed (SAV), putlara tapmaz, doğruluktan ayrılmaz, yalan söylemez, kimseyi kırmaz,özellikleriyle, akıllı ve olgun
davranışlarıyla, doğru sözlülüğü ve güvenilirliğiyle Kureyşliler arasında saygınlık kazanmıştır.Bundan
dolayı “Muhammedü’l Emin” ( Güvenilir Muhammed ) denilmiştir. Kabe’nin onarımından sonra kutsal sayılan”Hacer ül
Esved” in yerine konulması sırasında, Kabilelerin anlaşamamaları üzerine çözüm için Hz.Muhammed’e başvurmaları, onun
saygı duyulan, sorunları çözebilecek güce sahip, uzlaştırıcı , kişilik özelliklerini gösterir. ( Kabe Hakemliği )
Ticaret işleriyle uğraşan, Kureyş’in saygın ve zengin hanımlarından olan Hz.Hatice’nin yanında çalışmaya başlamış, bir
dönem sonra onunla 25 yaşıdayken evlenmiştir.

Peygamber oluşu :Tek bir tanrı, ve bir yaratıcı olduğunu düşünen Hz.Muhammed (SAV) , zaman zaman Mekke yakınlarındaki Nur Dağı Hira Mağarasına giderek, burada düşünceleriyle başbaşa kalmıştır. 610 yılının Ramazan ayının 27. gecesi 40 yaşında iken Cebrail aracılığıyla ilk vahiy kendisine ulaştırılmıştır

Peygamberimize İnanan İlk Müslümanlar : Hz. Muhammed (SAV)’in İslamiyet’e çağrısı ile ona ilk inananlara ilk Müslümanlar denilir.
Bunlar : Hanımı Hz. Hatice, Yakın Arkadaşı Hz. Ebubekir , Evlatlığı Hz.Zeyd ve Amcasının Oğlu Hz. Ali’dir

Müslümanların Mekke’deki Faaliyetleri

İslamiyet’in giderek yayılmaya başlaması üzerine Mekkeliler, Müslümanlar üzerindeki baskı ve işkencelerini artırdılar. Bunun üzerine Hz. Muhammed (SAV), Müslümanlardan isteyenlerin Habeşistan’a göç etmesine izin verdi. Hıristiyan Habeş hükümdarının kendileri gibi tek Tanrı inancını benimsemesi ve Müslümanlara iyi davranacağını düşünmesi Hz. Muhammed (SAV)’in bu kararı almasında etkili olmuştur. HabeşistanMüslümanlar’ın ilk göç ettikleri yer olmuştur.

Mekkelilerin İslâmiyet’e karşı çıkmalarının sebepleri;

• Zenginlerin ekonomik çıkarlarını kaybetmekten korkmaları
• İslâmiyet’in puta tapıcılığı reddetmesi
• İslâmiyet’in insanları köle ve soylu ayrımı yapmadan eşit kabul etmesi
• Mekkelilerin geleneklerine bağlı olmaları
• İslâmiyet’in öldükten sonra dirilme inancını getirmesi
• İslamiyet’in kabile üstünlüğü anlayışını ve kötü alışkanlıkları reddetmesi

Hz. Muhammed (SAV)’in eşi Hatice ve amcası Ebu Talip’in aynı yıl içinde ölmelerinden sonra (Hüzün Yılı) Mekkelilerin Müslümanlar üzerindeki baskıları artmış, bunun üzerine Hz. Muhammed (SAV), hem İslamiyet’i yaymak hem de güvenilir bir yer bulmak amacıyla Taif kentine gitmiştir. Ancak Taif’liler Hz.Muhammed(SAV)’e iyi davranmamışlardır.

Akabe Biatları ( Bağlılık ) : Medine’deki Hazreç kabilesinden altı kişi, Hac için Mekke’ye geldiklerinde Hz. Muhammed(SAV)’le görüşmeleri sonucu, İslamiyeti kabul etmişler, dönüşlerinde Medine’de İslamiyet’i yaymaya başlamışlardır. Bunun sonucunda 621 ‘de bir gurup Medine’li, Mekke yakınlarında ki Akabe’de Hz.Muhammed(SAV)’le görüşmüş, ona bağlı kalacaklarına ve sözlerini
tutacaklarına söz vermişlerdir. Bu olaya ” I. Akabe Biatı” denilir. 622 ‘ de bir gurup Medine’li daha, Hz.Muhammed (SAV)’le Mekke yakınlarında ki Akabe’de yeniden görüşmüş, İslamiyet’in buyruklarını yerine getireceklerine , Hz.Muhammed(SAV)’i koruyacaklarına söz vermişler ve onu Medine’ye davet etmişlerdir. Bu olaya da “II.Akabe Biatları” denilir.

Hicret ve Medine İslam Devleti

Hicret (622-Eylül ) : Akabe Biatlarından sonra Medine’nin Müslümanlar için güvenli bir yer olacağını düşünen peygamberimiz Medine’ye gitmeye karar verdi. Göç esnasında Peygamberimiz Medine yakınlarında Kuba’da ilk mescidi yaptı ve burada ilk Cuma
Namazını kıldı (Kuba Mescidi).

NOT: Hz. Muhammed(SAV)’in, Müslümanlarla birlikte Mekke’den Medine’ye göç olayına “Hicret” denilir. Mekke’den Medineye göç edenlere “Muhacir” , Medine’de onları karşılayıp yardım edenlere ” Ensar ” denilir.

Hicret’in Sonuçları :
Hz.Muhammed (sav) ve Müslümanlar , Mekkelilerin baskısından kurtuldu.
Hicret olayı ile İslamiyet’in yayılışı hızlandı
Medine Emirnamesi ( Anayasası) hazırlanarak uygulamaya koyuldu ve ilk İslam Devletinin temelleri atıldı.
Hz.Muhammed (sav), Medine’deki Arap ve Yahudi kabileleriyle görüşerek toplumsal barışı sağladı.
Yahudilerle Vatandaşlık Antlaşması (Medine Sözleşmesi) imzalandı.
Hicret, Hicri takvime başlangıç olmuştur.

Hz. Muhammed Dönemi (622 – 632)

Hz. Muhammed, İslam Devleti’nin temellerini Medine’de attı. Böylece Hz. Muhammed, Müslümanların hem
peygamberi hem İslam ordularının başkomutanı hem de devlet başkanı oldu. İslam Devleti nin ekonomik temelini
de yine Hz. Muhammed oluşturdu.

(Medine Sözleşmesi) : Vatandaşlık Antlaşması

Hz. Muhammed (SAy), Hicret’ten sonra Medine’de yaşayan Müslümanlar, henüz Müslüman olmayan Araplar ve Yahudiler
arasında geçerli olan bir “Vatandaşlık Antlaşması” yapılmasını sağladı.

Bu antlaşmaya göre;

Medine’de yaşayanlar herhangi bir saldırıya karşı şehri birlikte savunacaklardı.
Yahudiler Müslümanların yararlandığı her türlü haktan yararlanacaklar, ibadet ve ayinlerini serbestçe yerine
getirebileceklerdi.
Yahudiler ve Medine’deki Arap kabileler, aralarında sorun çıkarsa Hz. Muhammed (SAV)‘e başvuracaklardı.

Hz. Muhammed Dönemi Siyasi Olaylar

Bedir Savaşı (624)

Nedeni :Mekkelilerin, Medine’de ki Müslümanlara ekonomik baskı yapmaları ve Müslümanların Mekke’de ki mallarının yağmalanması üzerine, Müslümanlar Suriye’den Mekke’ye dönen bir Kureyş kervanını ele geçirmek istediler. Bu kervanın
gelirleriyle Mekkeliler Müslümanlara savaş açmayı düşünüyorlardı.

Gelişme : Müslümanlar, 300 kişilik bir kuvvetle 1000 kişilik bir Mekkeli ordusunu Bedir Kuyuları civarında yenilgiye uğrattılar.
Bazı Mekkeliler tutsak alındılar. Zengin olanlar fidye karşılığı, okuma yazma bilenler on kişiye okuma-yazma öğretmeleri karşılığı, bazıları da karşılıksız serbest bırakıldılar. Bu durum Peygamberin okuma yazmaya önem verdiğini gösterir.

Sonuçları:
Bedir, Müslümanların ilk savaşı ve ilk başarısıdır.
Hz.Muhammed(SAV)’in dini ve siyasi gücü artmıştır. Putperest kalan Medineliler de İslamiyet’i kabul etmişlerdir.
Hz.Muhammed(SAV)’in esirler, yaralı düşman askerlerinin durumu ve ganimet’le ilgili uygulamaları, İslam Savaş Hukuku’na temel oluşturmuştur.
Vatandaşlık Antlaşmasına uymayan Beni Kaynuka Yahudileri Medine’den çıkarıldı.

Uhud Savaşı (625)

Nedeni : Mekkelilerin, Bedir savaşı yenilgisinin öcünü almak ve kervan yollarının güvenliğini sağlamak istemesi.Peygamberimiz, 3000 kişi ile gelen Mekkelerin karşısına, kendi tersini istemesine rağmen, çoğunluğun isteği ile 900 kişi ile Uhut Dağı eteklerinde çıktı.

Gelişme : Medine yakınlarındaki Uhud dağı eteğinde yapılan savaşta, okçuların yerlerini terk etmeleri üzerine Müslümanlar
yenilgiye uğradılar. Hz.Muhammed (SAV) yaralanmış, amcası Hz.Hamza şehit olmuştur.

NOT:Müslümanların yenilmesinin temel sebebi, askerlerden bir bölümünün düşmanı takip etmeye yönelerek, yerlerini terk etmeleridir.

Sonuç :
Mekkeliler, yenilgiye uğratmalarına rağmen, Müslümanları yok edememişlerdir.
Müslümanlar Hz Peygamber’e itaat etmenin önemini anladılar.
Mekkeliler Müsümanları tek başlarına yenemeyeceklerini anladılar.
Vatandaşlık Antlaşmasına uymayan Beni Nadir Yahudileri’de Medine’den çıkarıldılar.

Hendek Savaşı (627)

Nedeni :Hayber’de bulunan Yahudilerin, Mekkeliler ve çevre kabilelerle ittifak oluşturarak, Müslümanları yok etmek
istemeleri.

Gelişme : 10 000 kişiyle gelen Mekkelilere karşı, Uhud savaşından ders alan Müslümanlar, savunma savaşı yapmaya karar
verdiler. İran’lı bir müslüman olan Selman-i Farisi’nin (İranlı Selman) önerisiyle, Medine’nin saldırıya açık olan yerlerine,
insanların geçemeyeceği genişlikte Hendek kazıldı.
Aralarında tam bir anlaşma ve birlik bulunmayan Mekke ordusu istediğini elde edemeyeceğini anlamış ve geri
çekilmiştir.

Sonuç :
Mekkelilerin saldırı gücü tükenmiş ve savunmaya çekilmişlerdir.
Müslümanların son savunma savaşıdır.Saldırı sırası Müslümanlara geçmiştir.
Mekkelilerle işbirliği yapan son Yahudilerde Medineden kovuldu. (Kureyza Kabilesi)

Hudeybiye Antlaşması (628) 

Hz. Muhammed(SAV), Müslümanlarla birlikte Kabe’yi ziyaret etmek üzere yola çıkmış, ancak Kureyşliler kuvvet
göndererek, Müslümanların Mekke’ye girişine engel olmuşlardır. Bunun üzerine Hudeybiye denilen yerde, taraflar arasındaki
görüşmelerden sonra antlaşma imzalanmıştır.

Maddeleri :
Müslümanlar Kabe’yi ertesi yıl ziyaret edebilecekler ve üç günden fazla kalmayacaklar
Mekke’li bir kimse İslamiyet’i kabul edip, Hz.Muhammed (SAV)’in yanına sığınırsa, velisinin isteği üzerine geri verilecek,
fakat bir Müslüman Mekke’ye sığınırsa geri verilmeyecek.
Taraflardan her ikisi de istedikleri kabilelerle anlaşma yapabilecekler, fakat askeri yardım yapmayacaklardı.
İki taraf birbirleriyle on yıl savaşmayacaklardı.

Önemi :
Mekkeliler, Müslümanların siyasî varlığını resmen (Hukuken) kabul ettiler.
Barış ortamının oluşması İslamiyet’e geçişi hızlandırdı.
Antlaşmanın 2.Maddesinin Müslümanların aleyhine olduğu düşünülmüş fakat sonradan lehimize olduğu anlaşılmıştır.
Kervanların artık rahatça geçmesi üzerine Medine’de ticari hayat canlanmıştır.

NOT: Peygamberimiz Medine’ye dönüşünden sonra Bizans İmparatoru, Sasani Hükümdarı, Habeş Kralı ve Mısır Hakimine Mektuplar göndererek, onları İslâm Dinine davet etmiştir.

Hayber’in Fethi ( 629 ) 

Nedeni : Medine ‘ nin kuzeyinde, Şam ticaret yolu üzerinde bulunan Hayber, Yahudilerin elindeydi. Yahudiler Müslümanlar
için tehlike oluşturuyorlardı. Buranın alınması aynı zamanda, Şam ticaret yolu’nun ele geçirilmesini ve güvenliğini sağlayacaktı.Hayber Yahudileri hem Bölge halkını Müslümanlar aleyhine kışkırtıyor, hem de Mekkelilerle işbirliği yapıyorlardı.

Gelişme :Hz. Muhammed (SAV), Hayberlilerin savunma yapmasına fırsat vermeden hızlı hareket etmiş, Hayber’i kuşatarak
almıştır.

Önemi :
Yahudi sorunu çözümlenmiştir.
Şam ticaret yolunun güvenliği sağlanmıştır.

Not : Yahudilere, ödeyecekleri vergi karşılığı ( Tarımdan elde ettikleri ürünün yarısı ) topraklarında oturma hakkı tanındı. (Bir tür Öşür Vergisi.)

Ayrıca; Müslüman olmayan erkeklerden, güvenliklerinin sağlanması karşılığında alınan Cizye vergisi ilk kez alınmaya başlandı.

Nedeni :Bir Müslüman elçisinin, Bizans’a bağlı Gassaniler tarafından şehit edilmesi.

Gelişme ve Sonuç :Hz. Muhammed (SAV), Zeyd bin Harise ( azatlısı ve evlatlığı) komutasındaki bir orduyu, Gassaniler üzerine göndermiş, Mute yakınlarında; Bizans -Gassani -Arap kuvvetlerinden oluşan orduyla yapılan savaşı Müslümanlar kaybederek geri çekilmek zorunda kalmışlardır. ( Zeyd ve ondan sonraki iki ordu komutanı şehit olmuş, bunun üzerine yönetimi eline alan Halid Bin Velid,Müslümanları daha fazla kayba uğratmamak için geri çekmiştir. Ancak geri çelmeden önceki yaptığı saldırılarda Bizans ordusunu ağır kayıplar verdirmiş ve bol ganimet elde etmiştir.)

Önemi :
Müslümanların Bizans’la yaptıkları ilk savaştır. Bizans’a verilen ağır kayıplar sebebiyle ilk zafer de sayılabilir.

Mekke’nin Fethi ( 630 )

Nedeni :
Kureyşliler, Hudeybiye antlaşması koşullarını, kendi taraflarında olan bir kabileyi destekleyerek bozdular.
Kureyşlilerin Müslümanlar aleyhindeki etkinliklerinin sona erdirilmek istenmesi
Kabe’ nin putlardan temizlenmek istenmesi.

Gelişme :Hz. Muhammed (SAV) kalabalık bir orduyla, Mekke’ yi her yönden kuşatmış, direnemeyeceklerini anlayan Mekkeliler teslim olmuşlardır.

Önemi :
İslamiyet’in yayılmasını hızlandırmıştır.
Arap yarımadasının fethine ortam hazırlamıştır.
Kabe, putlardan temizlenmiştir.
Peygamberimiz şehri yağmalatmamış ve bu da Mekke’de İslâm’ın yayılmasını sağlamıştır.

Huneyn Savaşı ( 630 )

Nedeni :Mekke’nin fethi üzerine , İslamiyeti kabul etmeyen Arap kabilelerinin, Taiflilerin de desteğiyle bir ordu hazırlayıp,
Müslümanlara saldırmak istediler.

Gelişme ve Sonuç: Mekke yakınlarındaki Huneyn vadisinde yapılan savaşı, Hz.Muhammed(SAV) komutasındaki
Müslümanlar kazandılar. Kaçanlar Taif’ e sığındı.

Taif’in Kuşatılması (630)

Huneyn savaşından sonra, Hz. Muhammed (SAV), Taif’i kuşatmış, ancak burasının savunmaya elverişli konumundan dolayı
başarılı olamamış, kuşatmayı kaldırmak zorunda kalmıştır.Taifliler bir yıl sonra kendileri İslamiyet’i kabul etmişlerdir.

Tebük Seferi (631)

Nedeni :Bizans İmparatoru Herakleios’ un, İslamiyetin yayılmasını engellemek amacıyla, büyük bir orduyla Arap
Yarımadası üzerine sefere çıktığı haberlerinin ( söylenti ) alınması. Bunun üzerine Hz.Muhammed (SAV) , Mute yenilgisinin olumsuz etkilerini silmek ve Bizanslıların Arabistan’a girmesine engel olmak amacıyla 30 000 kişilik bir orduyla Tebük’e gitti.Haberin asılsız olduğu anlaşılınca geri döndü. Sefer yapılan bölgede ki Araplarla anlaşmalar yapılarak İslâm sınırına alındı.

Önemi :
Tebük Seferi Hz. Muhammed(SAV)’in son seferidir.
Arabistan Yarımadası dışına yapılan bu ilk sefer sonunda, Hz.Muhammed(SAV) döneminde ki en geniş sınırlara
ulaşılmıştır.

Veda Haccı ve Veda Hutbesi : Hicret’in onuncu yılında Hz. Muhammed Mekke’ ye Hacca gitmiştir. Bu onun son ziyareti olduğu için Veda Haccı ( Haccü’l Veda ) olarak , burada Müslümanlara yaptığı konuşma da son konuşması olduğu için; “Veda Hutbesi ” olarak adlandırılmıştır.

Veda Hutbesinde Peygamberimizin İşaret Ettiği Konular

İnsanların can, mal ve namuslarının kutsal olduğuna,
Faizin ve kan davasının en büyük günahlardan olduğuna,
Kadın ve erkeklerin birbirleri üzerindeki haklarına,
İnsanların birbirleri ile eşit olduğuna,
Müslümanların kardeş olduğu ve zulmün günah olduğuna.

Hz. Muhammed’in Vefatı (632)

Hz. Muhammed (SAV), Veda Haccı’ndan sonra Medine’ye dönmüş, Bizans’a karşı yeni bir sefer hazırlığında iken
hastalanarak , 8 Haziran 632 tarihinde altmış üç yaşında iken hayatını kaybetmiştir.Vefatından bir gün sonra, vefat ettiği
odaya defnedildi. Buraya “Ravza-i Mutahhara” adı verilir.

Dört Halife Dönemi

İslam tarihinden Dört Halife Dönemi olarak adlandırılan dönem, Hz. Muhammed’in ölümünün ardından başa geçen Ebubekir’in halifeliğiyle başlayıp, Ali’nin öldürülmesiyle sona erer. Hulefa-i Raşidin dönemi olarak da bilinen bu dönem, 632’den 661’e kadar yaklaşık 30 yıl devam eder. Dönemin başkenti ilk üç halife döneminde Medine, Ali döneminde ise Kufe’dir.

Halife Ebubekir Dönemi (632-634)

İlk halife Ebu Bekir, kendisine peygamber tarafından verilen doğru sözlü, daima hakikati konuşan adam gibi anlamlara sahip olan “Sıddık” unvanıyla tanınır. İslam’ı kabul eden ilk isimlerden biridir. Aynı zamanda kızı Aişe, Hz. Muhammed’in eşi olduğundan Hz. Muhammed’in kayınpederidir.

632’den 634’e sadece iki yıl halifelik yapmıştır. Kısa süren halifeliği boyunca isyan hareketleriyle uğraşmış, Ridde Savaşları olarak bilinen savaşlarda sahte peygamberlik iddiasında bulunanları ortadan kaldırmıştır. Böylece Arap yarımadasındaki İslam Halifeliğini sağlamlaştırmıştır.

Onun döneminde yaşanan diğer bir önemli gelişme ise, Kur’an ayetlerini toplatarak kitap haline getirmesidir.

Halife Ömer Dönemi (634-644)

Ömer, 634’ten 644’e yaklaşık 10 yıl boyunca halifelik yapmıştır.

Onun döneminde yaşanan en önemli gelişme, İslam Devleti’nin sınırlarını önemli ölçüde genişletmesidir. Bu dönemde Ortadoğu’nun büyük bölümü, Mısır, Suriye ve Kuzey Afrika hakimiyet altına alınmıştır.

Ömer, 1 Kasım 644’te uğradığı bir suikast sonucu öldürülmüştür.

Halife Osman Dönemi (644-656)

Dört büyük halifeden üçüncüsü. 644’ten 652’ye yaklaşık 12 sene halifelik yapmıştır. Dolayısıyla dört büyük halife arasında en uzun süre halifelik yapan isimdir.

Peygamberin iki kez damadı olmuştur. Onun önce Rukiye isimli kızıyla evlenmiş, onun ölmesinin ardından Ümmü Gülsüm isimli kızıyla evlenmiştir.

İslam Devleti, Osman döneminde de genişlemeye devam etmiştir. İlk İslam donanması bu dönemde kurularak, Rodos ve Kıbrıs gibi yerler hâkimiyet altına alınmıştır. Ayrıca Ömer döneminde başlayan İran seferleri de bu dönemde nihayet ermiş ve İran tamamen İslam Devletinin hâkimiyetine girmiştir.

Halife Osman döneminde yaşanan bir diğer önemli gelişme, Ebu Bekir döneminde kitap haline getirilen Kuran’ın çoğaltılması ve çeşitli yerlere gönderilmesidir.

Osman, 656 yılında, kendi kabilesini kolladığı ve devlet işlerinde kendi akrabalarını gözettiği iddialarıyla ortaya çıkan bir isyan sonucunda öldürülmüştür.

Halife Ali Dönemi (656-661)

Dördüncü büyük halifedir. Ali, peygamberin amcasının oğlu ve aynı zamanda damadıdır. Kızı Fatıma ile evlenmiştir. İslam’ı kabul eden ilk erkektir.

Ali, İslam tarihi açısından oldukça önemli bir isimdir. Keza Şii ve Sünni İslam yorumlarının ortaya çıkmasının temel nedenidir.

Kısaca belirtecek olursak, Şii anlayış, peygamberin ölümüyle halifeliğin Ali’ye geçmesi gerektiğini düşündüğünden diğer üç halifenin halifeliği tanımaz ve bu halifelikleri Ali’ye ait olan bir hakkın gasp edilmesi olarak yorumlar.

Bu anlayış, Ali’nin öldürülmesi ve halifeliğin Emevi Hanedanlığına geçmesinin ardından keskinleşerek Şii ve Sünni İslam yorumlarının ortaya çıkmasına neden olmuştur.

Ali’nin halifeliği 656’dan 661’e yaklaşık beş sene sürmüştür. Ancak onun dönemi, Osman’ın bir isyan sonucu öldürülmesiyle başladığı için oldukça çalkantılı bir dönemdir.

Ali’nin Osman’ı öldürenler tarafından desteklendiğini düşünenler ve ondan öncelikle Osman’ın kanını isteyenler, Ali’nin halifeliğini tanımamış ve ona karşı isyan etmiştir.

Cemel Savaşı, Sıffin Savaşı ve Nehrevan Savaşı gibi İslam dünyasının kendi içinde yaşadığı ve İslam tarihinin önemli isimlerinin karşı cephelerde yer aldığı savaşlar bu dönemde yaşanmıştır.

Ali’nin karmaşa ve iç savaşla dolu halifeliği, Küfe Camiinde 661 yılında uğradığı bir suikastla son bulmuştur.

Ali’nin ölümüyle İslam halifeliği Şam Valisi Muaviye’nin eline geçmiş ve Emevi Hanedanlığı kurulmuştur.

Emeviler

Hz.Ali’nin şehid edilmesinden sonra, Muaviye’nin, Şam’da bağımsızlığını ilan edip Emevi devletini kurduğu sırada, Irak’ta
bulunan Müslümanlar, Hz. Ali’nin büyük oğlu Hasan’ı Kûfe’de halife seçmişler,Irak-İran-Horasan-Hicaz bölgeleri bunu kabul
etmişti.

İki tarafın çatışma olasılığı üzerine, Hasan bazı ön koşullarla halifelikten çekildi. Buna göre; Muaviye öldükten sonra
halifelik, Hz. Ali’nin küçük oğlu Hüseyin’in olacaktı. Ancak Muaviye sözünde durmamış ve Hasan’ın ölümünden sonra oğlu
Yezid’i veliaht belirlemiştir.

Devletin Niteliği Ve Teşkilatlanma :
Emevilerin ilk halifesi Muaviye’dir.
Muaviye’den itibaren halifelik babadan oğula geçmeye başlamış, böylece saltanata dönüştürülmüştür.
Bu dönemde başkent Şam olmuştur.
Emeviler, Arapları üstün gören bir yaklaşıma sahip olmuşlar, Arap olmayan Müslümanlara değer vermemişlerdir. ( Mevali: Beyaz köle ) Emevi soyuna bağlılık göstermişler, Hz. Ali yanlılarına ve Hz. Muhammed (a.s) soyundan olanlara iyi davranmamışlardır.
Emeviler, İslam Devleti’ni geliştirmişlerdir. Sasani ve Bizans’tan İslam dini ile çelişmeyen teşkilat ve kurumları almışlar, tam teşkilatlı bir Arap devleti oluşturmuşlardır.
İslam dinini yaymak için yapılan fetihler aynı zamanda islam sanatının gelişmesini de sağladı. Çünkü fethedilen ülkelerdeki sanat anlayışı İslam sanatını da etkiliyordu. Bunun sonucunda farklı sanat anlayışlarından oluşan yeni ve daha gelişmiş bir İslam sanatı ortaya çıktı.

NOT: İslam sanatında en büyük gelişme mimari alanında olmuştur. İslam Devleti’nin her yerine camiler, medreseler, köprüler, hanlar, kervansaraylar yapıldı. Mimari eserlerde kubbe ve kemer kavramları Türklerden Araplara geçti.

Emevi halifesi Abdülmelik, ilk İslam parasını bastırdı. Bu uygulama Müslümanların ekonomik alanda rahat hareket etmelerini sağlamıştır.
İslamiyet’in ilk yıllarında Arap Yarımadası’nda Arap alfabesi, Mısır ve Suriye’de Eski Yunan alfabesi kullanılmaktaydı. Halife Abdülmelik, resmi yazışmalarda Arap alfabesinin kullanılmasını zorunlu hale getirdi. Böylece Arap alfabesi Arabistan dışında da yaygınlaştı.

NOT: Kur’an-ı Kerim’in dili Arapça olduğu için İslamiyet’in yayıldığı bölgelerde Arapça, konuşma dili olmaya başladı. İslamiyet’i kabul eden Araplar dışındaki milletler, İslamiyeti öğrenirken Arapça’yı da öğrendiler. Böylece Arapça, İslamiyet’le beraber bütün dünyaya yayıldı. Türkçe, Farsça ve daha birçok dile Arapça kelimeler girmiştir.

Sınırların hızlı bir şekilde genişlemesi üzerine ülke eyaletlere ayrılarak yönetilmiştir. Ülke içerisinde haberleşmenin
sağlanması için posta teşkilatı kurulmuştur.
İslam dünyasında sanayi, fetihler sonucunda ortaya çıktı. Sanayi, tarım ürünlerine dayalı olarak el sanatları üretimiyle başladı. Daha sonra gelişerek imalathanelere dönüştü. Dokuma sanayinde yün, pamuk ve ketenden çeşitli kumaşlar üretildi. Bu kumaşlar, Avrupa’da büyük ilgi görmüştür.

Arap Milliyetçiliği Politikasının Sonuçları
Emeviler Dönemi’nde yöneticilerin uyguladığı Arap milliyetçiliği politikası yüzünden halk dört sınıfa ayrıldı:

Müslüman Araplar: Bunlar kendilerini Arap olmayan diğer Müslümanlardan üstün tutmuştur.
Mevâli: Müslümanlığı kabul etmiş Arap olmayan Müslümanlara azatlı köle manasındaki bu isim verildi. Bunlar Müslüman Arapların üstün tutulmasından rahatsızlık duyuyorlardı. Şu durum, toplumda birlik ve beraberliğin bozulmasında önemli rol oynamiştır.
Zımmi: İslam Devleti içinde yaşayan Müslüman olmayan halktır. İslam Devleti’nin kendilerine sağladığı koruma karşılığında devlete vergi ödüyorlardı.
Köleler: İslamiyet’in doğuşundan çok daha önceki dönemlere giden kölecilik anlayışını İslamiyet ıslah etme yoluna gitmiştir. Kölelerin hürriyetlerine kavuşturulmasını teşvik etmiştir.

NOT: Emevilerin Arap milliyetçiliği politikası, Türklerin İslamiyet’e girmesini geciktirmiş, İslamiyeti kabul eden milletlerin Emevi yönetiminden memnuniyetsizliklerine neden olmuştur.

Emeviler Döneminde Önemli Gelişmeler :
1- İstanbul’un Kuşatılması : Emeviler, Muaviye döneminde, İstanbul ‘u iki defa kuşattılar. ( 668 – 674 ) Ancak kuşatmalardan sonuç alamadılar. ( Muaviye döneminde ) Kuşatmalar sırasında Eyüp El Ensari (Eyüp Sultan) şehit oldu.

2- Kerbela Olayı ( 680 ) : Muaviye, ölmeden önce Hz. Hasan’la yapılan anlaşmaya uymayıp oğlu Yezid’i halife ilan etti. Bunu tanımayan, Hz. Ali taraftarları Hz. Hüseyin’i Kûfe’ye çağırdılar. Yezid’in kuvvetleri Kûfe’ye ulaşmaması için Hz.Hüseyin üzerine ordu gönderdi. Kerbela denilen yerde Yezid taraftarları Hz Hüseyin ve arkadaşlarını şehit ettiler. Bu gelişme tarihe “KERBELA OLAYI” adıyla geçmiştir.
Önemi : İslam dünyasında Müslümanlar arasındaki ayrılıklar daha da keskinleşti. Müslümanlar Şiiler ve Sünniler olmak
üzere ikiye ayrıldı.

3- Kuzey Afrika’nın Fethi : Ukbe bin Nafi komutasındaki Emevi orduları, Kuzey Afrika’nın tamamını fethederek, Atlas
Okyanusuna kadar ulaştılar. ( Yezid Dönemi )

4- İspanya’nın Fethi – Kadiks Savaşı ( 711) ( Emevi – Vizigotlar ) : Tarık bin Ziyad komutasındaki askeri birlikler,Septe (
Cebelitarık ) boğazını geçip İspanya’ya girmiş, Kadiks denilen yerde Vizigotlarla karşılaşılmış, Kral Rodrik öldürülerek
savaş kazanılmıştır. ( I.Velid dönemi )

Önemi : İspanya kısa süre içerisinde ( takviye gelen Musa bin Nusayr’ın da katkısıyla ) fethedildi. Müslümanlar
İspanya’ya “Endülüs” demişlerdir.

Puvatya Savaşı ( 732 ) ( Emevi – Franklar ) :
Pirene dağlarını aşarak, Fransa’ya giren Emeviler, Şarl Martel komutasındaki Franklara, Puvatya’da yenildiler. ( Hişam
dönemi )

Önemi : Müslümanların, batı Avrupa’daki siyasi ve askeri ilerleyişi durdu.

5- Türk – Arap ilişkileri: Hz. Osman döneminde Horasan ve Harezm’i ele geçiren Müslümanlar, Ceyhun nehrine ulaşmış
ve Türkler ile karşı karşıya gelmişlerdi. Bu dönemde Kök Türk Devleti yıkılmış, Türgişler Devleti kurulmuştu. Türkler ile
Araptar arasındaki en büyük çatışmalar Emeviler Dönerni’nde olmuştur. Kuteybe bin Müslim yönetimindeki İslam orduları
bütün Maveraünnehir’e egemen oldular (715).

NOT: Emevilerin Türklere karşı başarılı olmalarında Türkler arasında siyasi birliğin olmamasının etkisi büyüktür.

Emevilerin Yıkılış Nedenleri :
Emevilerin Arapları üstün tutup, Arap olmayan Müslümanları küçümsemesi. (Mevali)
Devlet görevlerine ve komutanlıklara kendi soyundan yani sadece Emevi olanları getirmeleri.
Hz. Ali yanlılarına ve Hz. Muhammed (sav) soyuna iyi davranmamaları. * Bu nedenle halifeliği ele geçirme mücadelesine
girmişlerdir. ( Şiilerin ve Abbasoğullarının çalışmaları )
Fetihlerin durmasıyla , ganimet ve vergi gelirlerinin azalması. ( Ekonomik Sıkıntı )
Vergilerin artırılmasıyla, halkın zor duruma düşmesi. ( Yönetime tepki )
Yönetim ve ordu disiplininin bozulması.

Emevi yönetimine karşı ilk başkaldırı Horasan’da başladı. Horasan’da Türk asıllı Ebu Müslim adlı bir komutanın başlattığı
bu ayaklanma, Irak ve İran’a yayıldı. Emevilere karşı oluşturulan muhalefetin öncülüğünü Hz. Muhammed’in amcası
Abbas’ın soyundan gelenler yapmaktaydı. Bu ayaklanmalar, Ebu’l Abbas Abdullah’ın Küfe’de Ebu Müslim tarafından halife
ilan edilmesiyle son buldu. Mısır’a kaçan son Emevi halifesi II. Mervan öldürüldü. Böylece Emevi Devleti sona erdi (750).

Endülüs Emevileri

Abbasilerin halifeliklerini ilan etmesinden altı yıl sonra Emevi ailesinden Abdurrahman İspanya’ya geçti. Buradaki Müslümanlar Abdurrahman’a bağlılıklarını bildirince İspanya’da yeni bir devlet kuruldu (756).

Endülüs Emevi Devleti bulundukları coğrafya gereği toprak genişletme, fetih yapmaktan çok ,bilim ,kültür,sanat alanlarında çalışmalar yaptılar ve bu konularda oldukça ileri gittiler. Başkenti Kurtuba olan büyük bir bilim,kültür,sanat merkezi durumuna geldiler.

Avrupa’dan birçok öğrenci Endülüs’e gelerek öğrenim yapıyorlardı. Avrupalılar birçok şeyi de Endülüs Emevilerinden öğrendiler. Bu durum İslâm Medeniyetinin Avrupalılar tarafından tanınmasında önemli rol oynamıştır. Avrupa kültür ve medeniyetinin oluşumunda Endülüs Emevileri’nin katkısı tartışılmaz bir gerçektir.

III.Abdurrahman döneminde en güçlü zamanını yaşayan Endülüs Emevi Devleti iç karışıklıklar ve Hıristiyan İspanya krallıklarının baskıları sonucunda yıkıldı. Endülüs Emevileri’nin yerine birçok beylik kuruldu. Bunlar arasında en önemlisi Beni Ahmer Devletidir.
NOT: İslam tarihinde aynı anda Abbasiler, Fatimiler ve Endülüs Emevilerinde olmak üzere üç halife ortaya çıktı

Abbasiler

Ebu Müslim’in, Emevi Devletini yıkarak Küfe’de Ebul Abbas’ı halife ilan etmesiyle Abbasi Devleti kuruldu. Abbasi halifesi Ebu’l Abbas Abdullah, Hz. Muhammed’in amcası Abbas’ın soyunciandır. Bu nedenle devletin adı Abbasi Devleti oldu. Ebu’l Abbas Abdullah Emevi sülalesinden olan muhaliflerini etkisiz hale getirerek otoriteyi sağladı. Daha sonra halife olan Ebu Cafer Mansur, devletin başkentini Küfe’den kendi kurduğu Bağdat’a taşıdı.

Abbasiler Döneminde Türklerle ilişkilerin Gelişmesi
Abbasilerin en parlak dönemi Harun Reşid dönemidir (786- 809). Harun Reşid’ten sonra yerine sırasıyla oğulları Emin, Memun ve Mutasım halife oldular.
Emeviler Döneminde sürekli olarak Araplarla savaşan Türkler, Abbasiler Dönemi’nde İslamiyeti benimsemeye başladılar.Çünkü Abbasiler, Emeviler gibi Arap milliyetçiliği yapmadılar. Türklere ve Arap olmayan Müslümanlara karşı iyi davrandılar. Onların bu siyasetleri sonucu Talas Savaşı’ndan sonra Türkler arasında İslamiyet hızla yayıldı.

Talas Savaşı ( 751 ) (Müslüman Araplar – Çinliler ) :
Doğudan batıya ilerleyen Çinliler ile , Ön-Asya’ dan doğuya ilerleyen Müslüman Araplar (Abbasiler), Talas ırmağı kıyılarında savaştılar. Bu savaşta, Orta Asya’nın Çin egemenliğine girmesini istemeyen, Karluk ve Yağma Türkleri, Müslüman Arapların (Abbasilerin) yanına geçmişler ve savaşı Abbasilerin kazanmasını sağlamışlardır.

Önemi :
1- Orta Asya’nın Çin egemenliğine girmesi engellenmiştir.
2-Türkler, bu savaştan sonra guruplar halinde İslamiyet’i kabul etmeye başlamışlardır.

Özellikle Mutasım döneminde Türkler, önemli devlet makamlarına ve ordu komutanlıklarına getirildiler. Mutasım, Türklerin Araplarla karışıp savaşçı özelliklerini yitirmemelerini sağlamak amacıyla Türklerin yerleşmesi için Samarra şehrini inşa ettirdi. Bu şehir, Abbasilere 56 yıl başkentlik yapmıştır.

NOT: Abbasi halifelerinden Mutasım’ın Türkleri yerleştirmek için Samarra şehrini kurması Türklere verdiği öneme kanıt olarak gösterilebilir.

Samarra şehrine yerleştirilen Türklerin bir kısmı da Bizans İmparatorluğu’na karşı Anadolu’nun güneyinde (Maraş, Diyarbakır, Malatya, Adana) Avasım hattına yerleştirildi. Şehirlere yerleşen Türkler, Bizans’a karşı Müslümanları savunmak için savaştılar ve çıkan isyanların bastırılmasında Abbasilere yardımcı oldular.

Afşin idaresindeki İslam ordusu, Bizans’ı yenilgiye uğratmıştı. Bu zaferden sonra da Eskişehir’e kadar seferler düzenlendi. Abbasiler Dönemindeki bu gelişmeler, Türklerin Abbasi Devleti içerisinde ve İslam dünyasında önemlerinin artmasında etkili olmuştur.

Abbasilerin Yıkılması
Mutasım’ın ölümünden sonra Abbasiler giderek zayıflamaya başladılar. lX. yüzyılın ortalarından itibaren bu zayıflama ve merkezi otoritenin kaybolması üzerine İlhanlılar Devleti’nin hükümdarı Hülagu Han, 1258 yılında Bağdat’ı işgal ederek siyasi alanda güçlü bir varlık gösteremeyen Abbasi Devleti’ni ortadan kaldırmıştır. Moğol tehlikesinden kaçıp Memlük sultanı Baybars’a sığınan Abbasi soyundan gelen kişiler iyi karşılanmış, halifelik Memlüklerin himayesinde sürdürülmüştür.

Not : Bağdat’taki Moğol baskısından kaçan Abbasi soyundan olanlar, Mısır’a yerleşmişler ve Yavuz Sultan Selim’in Mısır’ı fethine kadar halifeliklerini sürdürmüşlerdir. ( 1517 ) Halifelik makamı Osmanlı padişahı Yavuz Sultan Selim döneminde Osmanlı Devletine geçmiştir.

Abbasi topraklarının bulunduğu yerlerde birçok devlet kuruldu. Devletin doğusunda ve batısında görünüşte Abbasilere
bağlı “Tavaif-i Mülük” denilen küçük devletler ortaya çıkmıştır.

Tavaif-i Mülük’ler:
Kuzey Afrika’ da : İdrisoğulları ( Fas), Aglebiler ( Tunus, Cezay-ir, Sicilya), Tolunoğulları ( Mısır ), Fatımiler (
Tunus, Mısır, Sicilya,Sardunya), İhşidiler ( Akşitler ) (Mısır).

İran ve Horasan ‘ da : Tahiroğulları ( İran ve Horasan),  Saffariler (İran ),  Samanoğulları ( Horasan , Maveraünnehir
), Büveyhoğulları(İran,Irak)

NOT : Bu devletlerden Büveyhoğulları, 945 yılında Bağdat’ı işgal ederek halifeyi baskı altına aldı. Gazneli hükümdan Mahmut, Abbasi halifesini bu baskıdan kurtararak halifeden “sultan” unvanı aldı.

Siyasi Yönden Emeviler ile Abbasiler Arasındaki Farklar

Emeviler Dönemi’nde fetih hareketleri artmış ve sınırlar Fransa’ya kadar genişlemiştir. Abbasiler ise sınırların korunmasına, bilim ve düşünce hayatının gelişmesine önem vermişlerdir.
Emevilerin kurduğu büyük eyaletler, Abbasiler tarafından yönetimi kolaylaştırmak için küçük illere bölünmüştür.
Emeviler devlet yönetiminde Arap olmayan Müslümanları tercih etmezken, Abbasiler bu politikadan vazgeçerek yönetimde ağırlıklı olarak İranlıları, askerlik alanında ise Türkleri tercih etmişlerdir.

Abbasiler Döneminde İslâm Kültür ve Medeniyeti
Bu divanların bazıları ve görevleri şunlardır:

Divan-ı İnşa: Devletin yazı işlerini yürütmüştür.
Divan-ı Mezalim: Adalet işlerine bakmıştır.
Divanü’l Ceyş: Askerlik işleriyle ilgilenmiştir.
Divan-ı Beytü’l Mal: Devletin, gelir ve giderleri ile ilgilenmiştir.

İslâm devleti’nin Başlıca Gelir Kaynakları :
Zekat ve Sadaka : Zengin Müslümanların mallarının 1/40 ını yoksullara dağıtmasıdır.
Öşür : Müslüman çiftçilerden alınan 1/10 oranındaki Ürün vergisidir.
Haraç : Gayri Müslimlerden ( Müslüman Olmayanlar ) alınan arazi vergisidir.
Cizye ( Sağlık-Kafa- Kelle vergisi ) : Gayri Müslimlerden askerlik bedeli olarak alınan vergidir. Kadınlardan, çocuklardan,yaşlılardan,hastalardan alınmazdı.
Ganimet : Savaşlarda elde edilen ganimetlerin 1/5 ‘i doğrudan devlet hazinesine giderdi.
Maden, Orman, Tuzla, Otlak gelirleri.
Bağlı devlet ve beyliklerin gönderdiği vergi ve hediyeler.

İslâm Devleti’nin başkentleri

Peygamber ve Dört Halife Dönemi’nde : Medine
Hz. Ali Dönemi’nde : Kûfe
Emeviler döneminde : Şam
Abbasiler döneminde : Bağdat

 

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.