Reklam
Reklam
reklam Reklam

İslam Düşüncesinde Tasavvufi Yorumlar Konu Anlatımı

22.07.2020
A+
A-


Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi ayt konu anlatımı, Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi tyt konu anlatımı , Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi yks konu anlatımı… Merhaba arkadaşlar sizlere bu yazımızda İslam Düşüncesinde Tasavvufi Yorumlar  hakkında bilgi vereceğiz. Yazımızı okuyarak bilgi edinebilirsiniz..

İslam Düşüncesinde Tasavvufi Yorumlar 

Tasavvufî Düşüncenin Oluşumu

İslam’ı, kulluğun gerektirdiği şekilde ahlak esasları ve nefis terbiyesi üzerinde yoğunlaşarak yaşama biçimi olarak tanımlanır. Tasavvufu kalbe yalnızca Allah (c.c.) sevgisini yerleştirmek ve nefsi kötü duygulardan arındırma olarak tanımlayan mutasavvıflar da vardır.

reklam

Tasavvufun asıl kaynağı Kur’an ve Sünnet’tir. Tasavvuf yoluna koyulan insana mutasavvıf veya sufi(sofi) denir.

Mutasavvıflar, tasavvufun asli kaynağının Kur’an-ı Kerim, Hz. Peygamber ve sahabenin örnek yaşantısı olduğunu belirtirler. Tasavvuf ilmi, diğer dinî ilimler olan fıkıh, hadis, tefsir, kelam gibi hicri 2. asırdan sonra sistemleşmeye başlamıştır.

Tasavvufun önem verdiği konular arasında nefis terbiyesi, Allah’ı (c.c.) zikir, dünyaya gereğinden fazla değer vermeme gibi ilkeler öne çıkar.

Kur’an’da nefsi arındırmayı öğütleyen birçok ayet vardır. “Nefsini kötülüklerden arındıran kurtuluşa ermiştir.” ayeti bunlardan biridir. Mutasavvıflara göre nefsin arındırılması, tasavvufun ana gayelerinden biridir.

Zamanla özellikle bazı devlet yöneticilerinin adaletsiz yönetimleri, siyasi çıkarlar, servet düşkünlüğünün artması, iç karışıklıklar ve dinin özünden çok dış görünüşüne önem veren uygulamalar sonucunda, bazı Müslümanlar, kendilerini toplumdan soyutlayarak
tamamen zikre ve dini sohbetlere yöneldiler. Dünya hayatının dışlanıp sadece ahirete yönelik ibadet etmeyi ilke edinen sufi düşünce, hicretin üçüncü yüzyılında ortaya çıkmıştır. Zinnun Mısri ve Beyazıd Bistami bu dönemin en ünlü sufileridir. Bu dönem
mutasavvıflar ile kelamcılar arasında yoğun dini tartışmaların yaşandığı dönemdir.

Tasavvuf, 12. yüzyılın sonlarından itibaren, tasavvuf geniş kitleler üzerinde kendini hissettirmiştir. Tarikat, bireyi Allah’a götüren yollardır. Tasavvufi bir oluşum olan tarikatlar, bir alimin etrafında oluşmuşlardır. Bu dini önderlere şeyh adı verilir. Şeyhe
tabi olan kimselere ise mürit denir.

Tasavvufun üzerinde durduğu ana konu, aşktır.
Sufi’ye göre, varlıkların tamamında Allah’ın Cemal (güzellik) sıfatının eserleri bulunmaktadır.
Bu yüzden, Yaratılan her şey, Yaratan’dan ötürü sevilmelidir. Sevgiyle bağlanılması gereken asıl varlık, Yüce Allah’tır.

Tasavvuf tarihi kitaplarında tasavvufi düşünce genel olarak üç dönemde incelenmiştir. Bu dönemler özelliklerinden dolayı şu şekilde isimlendirilmiştir;

Züht Dönemi,
Tasavvuf Dönemi,
Tarikat Dönemi.

Züht Dönemi: Hz. Peygamber, sahabe ve onlardan sonra gelenleri içine alan, tasavvuf kavramının ortaya çıktığı hicri 2. asra kadar olan dönemi kapsar. Tasavvufta züht, ahirete yönelmek, dünyaya dalmamak, elde mevcut bulunsa bile gönülde mal ve mülk sevgisine yer vermemek gibi anlamlara gelir demektir. Züht, dünyayı terk edip çalışmayı bırakmak değil, lezzet verici şeyleri azaltmak, onlara dalmamak olarak yorumlanır. Diğer bir ifadeyle ahireti unutup dünyaya esir olmamak şeklinde ifade edilmiştir.

Tasavvufu bir ağaca benzeten sufiler, Hz. Peygamber dönemini tasavvuf ağacının çekirdeği, züht dönemini ise kökleri olarak yorumlamışlardır.

Tasavvuf Dönemi: Tasavvuf tarihcileri, sufi ve tasavvuf kavramlarının kullanılmaya ve ilk sufi adlarının duyulmaya başlandığı bu döneme “Tasavvuf Dönemi” adını vermektedirler. Hicri 2. asrın sonundan, tarikatların kurumsallaştığı döneme kadar olan yaklaşık dört asırlık zaman dilimini kapsar.

Cüneyd-i Bağdadi (ö.908), Ma’ruf Kerhi (ö. 815) ve Gazali (ö. 1111) gibi büyük sufi ve mutasavvıflar bu dönemde yetişmiştir. Hicri 3. ve 4. yüzyıllarda ise Zünnun-i Mısri (ö.858), Beyazıd-ı Bestami (ö. 874) gibi meşhur sufilerin öncülüğünde tasavvufi düşünce ve uygulama kendine özgü terim, yöntem ve teorisiyle bir sistem haline gelmiştir.

Bu dönem aynı zamanda tasavvuf düşüncesinin bir ilim olarak ortaya çıktığı ve klasik eserlerin yazılmaya başlandığı dönemdir.

Tarikat Dönemi: Hicri 6. asırdan itibaren tarikatların kurumsallaştığı ve sosyal hayatın bir parçası haline geldiği dönemdir. Bu dönem, İbn Arabi, Mevlana gibi büyük temsilcilerin yetiştiği şiir ve edebiyatta tasavvufla ilgili önemli eserlerin verildiği dönemdir.

Bu dönemde ortaya konan eserlerin ve kurumsal bir kimlik kazanan tarikatların bazıları etkisini günümüzde de devam ettirmektedir. Gazâlî’nin etkisiyle daha da yaygınlaşan tasavvuf düşüncesi, 12. ve 13. asırlarda Abdulkadir Geylani, Ahmet Yesevi, Ahmet Rifai ve Bahauddin Nakşibend gibi meşhur mutasavvıflar tarafından tarikat yapılarına dönüştürülmüştür.

İslam tasavvufu, sadece teorik planda kalmayarak , gündelik hayatı etkilemiştir. Tarikatlar yoluyla pratik hayatta uygulamaya geçirilmiştir. Teoride “tasavvuf” diye adlandırılan bu akımın pratik hayatta aldığı isim “tarikattır”.

Bazı Tasavvufi Terimler

Mutasavvıf: Gafletten uzak olarak her an Hakk’ı zikreden, kalbini manevi kirlerden temizleyen ve Allah’tan başka her şeyi gönlünden çıkaran, ruhunu Hakk’ın zikri ile süsleyen tasavvuf ehline mutasavvıf denilir.

Mürşit: Tasavvuf yolunda kendisinden önceki yetkili kişinin manevi izni ile insanları irşat eden, doğru yolu gösterip yetiştiren ve kemale getiren yani olgunlaştıran tasavvuf terbiyesine ehil kişiye mürşit denilir. Mürşidin olgunluğuna işaret eden bir
terim ise “mürşîd-i kâmil”dir.

Silsile: Tasavvufi yolların hepsinde günümüzdeki mürşitten Hz. Peygamber’e kadar ulaşan bir manevi zincir söz konusudur. Bu zincirin tarihsel olarak sağlıklı oluşu tasavvufi feyiz ve bereketin intikalinde çok önemlidir. Bir tasavvuf yolunun sağlamlığının en büyük delili sahih bir silsileye sahip oluşudur.

Mürit: Tasavvuf yolunda bulunan, bir mürşide intisap ederek seyr-ü sülûk ile manevi makamlarda yol almak suretiyle cemal mertebelerine ulaşmak yolunda irade izhar eden demektir.

Zikir: Zikir, her işte Allah’ı hatırlamak, zihinde tutmak, yâd etmek, unutmamak ve anmak, kendini gafletten kurtarmak, kulun Allah’ı dille ve kalple anması anlamında Kur’an kaynaklı bir tasavvuf kavramıdır. Gaflet de Allah’ı unutmak demektir.

Mutasavvıflara göre gerçek zikir, Allah’ı çok sevmek, O’ndan nasıl korkulmak gerekiyorsa öyle korkmaktır.

Edep: Her konuda haddini bilip, sınırı aşmamak, insanlara iyi muamelede bulunmaktır. Sünnet üzere yani Peygamberimizin buyurduğu ve davrandığı gibi hareket etmek, hatâya düşmekten sakınmak anlamına gelir. Terbiye ve güzel ahlaka da edep denir.

Tasavvufî Düşüncede Allah-Varlık İlişkisi

Tasavvufi düşüncede var olan her şeyde Allah’ın cemal (güzellik) sıfatından bir parça vardır. Bu yüzden yaratılmış cümle varlık, yaratılması itibarıyla sevilmeye layıktır. Fakat sevgiyle yönelinmesi gereken asıl varlık ise Allah’tır. Çünkü yaratılmış varlıkların tümü Allah’ın üstün yaratma kudretinin ürünleridir. Her varlık, insana Allah’ın mevcudiyetini, birliğini, yüceliğini anımsatır.

İnsan hem maddi hem de manevi yönü olan bir varlıktır. İnsan, manevi yönü itibarıyla eşyanın hakikatini ve İlahî sırlan kavrama kabiliyetinde olan tek varlıktır, insanın maddi yanı olan nefis daima dünyaya yönelirken manevi yönü kendi aslına dönme, Allah’a kavuşma arzusundadır. İnsanın görevi insan-ı kamil olmaya çalışmaktır. Sufilere göre insan, dinin kurallarına göre hareket ederek cennete kavuşur; tasavvufi ruh eğitiminden geçerek âlemin sırlarına ve İlahî hakikate ulaşmış olur.

Tasavvufi düşünceye göre tüm varlıklar, Allah’ın gücünün ve iradesinin ifadesidir. Evrende bütün varlıklar onun yaratma sıfatıyla ortaya çıkmıştır. Cümle mevcudatın ona ihtiyacı vardır. O ise her şeye gücü yeten, hiçbir varlığa ihtiyaç duymayandır. Kainattaki bütün varlıklar onu tespih ve zikir etmekle meşguldür. Bütün işlerin, eylemlerin kaynağı Allah’tır. Allah bütün evreni kaplamıştır, tektir ve sonsuzdur, yaratıcıdır.

Tasavvufî Düşüncenin Ahlâkî Boyutu

İslam, ahlaka büyük önem verir. Kur’an’da Hz. Muhammed’in yüce ahlakına vurgu yapılması ve onun örnek alınması üzerinde durulması, ahlaka verilen önemin göstergesidir. Tasavvufi düşünce de ibadetlerden sonra İslam’ın ahlaki değerler yönüne ağırlık verir. Bütün tasavvufi akımların insanı ahlaken en iyi seviyeye gelmesi yönünde eğittiğini görürüz. Sevgi, hoşgörü, affetme, doğruluk, dürüstlük, adalet, emaneti koruma, yardımlaşma, şefkat ve merhamet vb. ahlaki ilkelere tasavvufta da çok önem verilmiştir. Kalp kırmaktan kaçınmak, güzel sözlü olmak, fakirlere yardım etmek ise olmazsa olmaz ilkelerdir. Kişi ancak bu ahlaki ilkelere uyarak manevi olarak yükselebilir. Kin, nefret, dedikodu, gıybet, haksızlık yapmak ise en çok sakındırılan kötü davranışlardır.

Kültürümüzde Etkin Olan Tasavvufî Yorumlar

Hoca Ahmet Yesevî, Yunus Emre, Mevlana, Ahi Evran ve Hacı Bektaş Veli gibi ünlü mutasavvıflar, Türklerin din anlayışlarını etkilediği gibi felsefe, sanat, edebiyat, mimari ve musiki alanlarında yaptıkları çalışmalarla kültür ve medeniyet hayatımızın şekillenmesinde etkili olmuşlardır. Bu şahsiyetlerin ortaya koyduğu düşünce ve yorumlar, günümüze kadar ulaşan Yesevilik, Mevlevilik ve Alevi-Bektaşilik gibi tasavvufi oluşumların ortaya çıkmasını sağlamıştır.

Yesevilik Düşüncesi

Hoca Ahmet Yesevi’nin görüş ve düşünceleri çerçevesinde oluşmuş tasavvufi bir akımdır. Hoca Ahmet Yesevi Batı Türkistan’da bulunan Yesi şehrinin Sayram kasabasında (M 10. yy. sonu-1166 Yesi) doğmuştur. Arslan Baba’dan, Yusuf Hemedani’den ilim tahsil etmiştir. Daha sonra Yesi’ye dönmüş ve birçok öğrenci yetiştirmiştir. Hoca Ahmet Yesevi, halkı dini ve ahlaki konularda aydınlatmış ve bunu şiirleri ve sohbetleriyle yapmıştır. Onun yetiştirdiği insanlar Türkistan’da ve Anadolu’da İslam’ın yayılmasında önemli rol oynamıştır. Bu nedenle kendisine Pir-i Türkistan denmiştir. Hoca Ahmet Yesevi’nin şiirleri Divan-ı Hikmet adlı eserde bir araya getirilmiştir. Kur’an ve sünnete uygun yaşamak, dünya malına ve zevklerine değer vermemek, erenlerin sözünden çıkmamak, züht ve takvaya önem vermek, hiçbir zaman Allah’tan ümidini kesmemek, Yesevilik düşüncesinin temel ilkelerdendir. Yesevilik, Orta Asya’dan Anadolu’ya, oradan Balkanlara kadar geniş bir coğrafyada başka tasavvufi düşüncelere kaynak olmuştur.

Kadirilik 

Kâdirilik, İslam dünyasında olan tasavvufi oluşumlardan biridir. Kurucusu Abdülkâdir Geylâni (öl. 1160)’dir. Abdülkâdir Geylâni, İran’ın Geylan şehrinde dünyaya gelmiştir. İslam dünyasının birçok yerinde mensupları bulunan Kâdirilik, Anadolu’da ilk defa XV. yüzyılda Hacı Bayram Veli’nin öğrencisi olan Eşrefoğlu rumî (öl. 1470) aracılığıyla yayılmıştır. Kâdirilikte haramdan sakınmak, hizmeti güzelleştirmek, nimete saygı göstermek, ilim öğrenmek ve Allah’ı sıkça zikretmek önemli hususlardır.

Nakşibendilik

Muhammed Bahauddin Nakşibend (M ?-1389 Buhara)’in görüşleri doğrultusunda oluşmuş bir tasavvufi düşünce akımdır. Muhammed Bahauddin, tasavvufun yoğun olduğu bir ortamda doğmuş ve bu alanda eğitim almış, sade bir hayat yaşamış, tasavvuf alanında yoğunlaşmış, çevresindeki insanları da irşat etmiştir. Nakşibendilikte Allah’ı zikir gizlice, kalpten yapılır. Bu sayede Allah sevgisinin kalbine yerleşeceğine ve bunun da kişiyi kötülüklerden koruyacağına inanılır. Nakşibendiliğe göre insan hem dünya işlerini aksatmamalı, hem de Allah’ı her an hatırında tutmalıdır. Kalbi kötü duygu ve düşüncelerden arındırmalı, dini emirleri yerine getirmelidir. Nakşibendilik Anadolu, Türkistan ve Hindistan başta olmak üzere geniş bir coğrafyada benimsenmiştir. )

Mevlevilik

Mevlânâ Celaleddini Rumi (M 1207-1273) Horasan – Belh) ilk derslerini küçük yaşlarda babası Bahaeddin Veled’den almıştır. Tefsir, hadis, fıkıh gibi İslami ilimlerde kendini yetiştirmiş, geniş bilgi sahibi olmuştur. Arapça ve Farsçayı çok iyi öğrenmiştir. Büyük bir düşünür, âlim ve mutasavvıf olan Mevlânâ, Divan-ı Kebir, Mesnevi, Fıhi Mâfîh başta olmak üzere birçok eser yazmıştır. Tasavvufi görüşleri oğlu Sultan Veled tarafından sistemli hâle getirilmiştir. Mevlevilik, insan sevgisine dayanır. Ona göre Yüce Allah insanı yaratmış, ona kendi ruhundan üfleyip can vermiştir. Bu nedenle insan Tanrı’dan iz taşıyan değerli bir varlıktır. Önemli olan, kişinin kendini bulması, böylece gerçeğe yani yaratanına ulaşmasıdır. Kişi, nefsini bir kenara bırakıp benlik duygusundan sıyrılmalıdır. Bütün varlıklar Allah’ın eseri olduğu için onlara sevgi duyulmalıdır. Dini, inancı, düşüncesi ne olursa olsun bütün insanlara hoşgörüyle yaklaşmak, herkese saygı duymak gerekir.

“Gel, gel nerede olursan ol yine gel, Kâfir olsan, hoşgörülü de olsan, puta da tapsan gel! Bizim bu dergahımız ümitsizlik dergâhı değildir. Yüz defa tövbeni bozmuş olsan da yine gel! (Mevlana)

Alevilik-Bektaşilik

Alevilik-Bektaşilik: Ali’ye mensup, Ali’ye ait, Ali taraftarı gibi anlamlara gelir. İslam kültüründe ise, Hz. Muhammed’in vefatından sonra Hz. Ali’nin halife olması gerektiğini savunan, onu sahabelerin en üstünü olarak kabul eden düşüncedir. Bektaşilik ise bu düşüncenin düşün Bektaş Veli (öl. 1270)’nin görüş ve düşüncelerinin rehberliğinde şekillenmesidir.

Peygamberimizin sevgili torunu, Hz. Ali’nin oğlu Hz. Hüseyin ve bazı aile fertlerinin 680 yılında Kerbela’da Emeviler tarafından şehit edilmeleri ve bu acı olaydan sonra, Hz. Peygamberden sonra Hz. Ali’nin halife olması gerektiği düşüncesi ile Müslümanlar arasında ehl-i beyti sahiplenme anlayışının güçlenmesiyle Alevilik düşüncesi şekillenmeye başlamıştır. Kültürümüzde Alevilik-Bektaşilik kavramları çoğu kez birlikte kullanılır. Bu düşüncede Hz. Ali ve ehl-i beyt sevgisine çok önem verilmiştir. Alevilik düşüncesinin Anadolu’da varlığını sürdürmesinde Hacı Bektaş Veli’nin önemli rolü olmuştur. Hacı Bektaş Veli; Hoca Ahmet Yesevi’nin dergâhında yetişmiş, Orta Asya’dan Anadolu’ya gelerek Kırşehir civarına yerleşmiştir. 0, çevresindeki insanlara İslam’ın ilkelerini, ahlaki değerleri ve tasavvuf yolunu anlatmıştır. Hacı Bektaş Veli dört kapı, kırk makam (şeriat, tarikat, marifet, hakikat kapıları) adını verdiği öğretisinde imanın şartlarına, ilim öğrenmeye; namaz, oruç, hac, zekât, abdest, gusül vb. ibadetleri yerine getirmeye vurgu yapmıştır. Edepli olmak, misafirlere ikramda bulunmak, kinden, hırstan uzak durmak, çok düşünüp az konuşmak, sır saklamak, şefkatli ve merhametli olmak başlıca ahlaki ilkelerdir. Bunlardan başka on iki imam sevgisinin ayrı bir yeri vardır.

 

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.

reklam