Reklam
Reklam
reklam reklam

İki Savaş Arası Dönemde Türkiye ve Dünya Konu Anlatımı


Tarih ayt konu anlatımı, Tarih tyt konu anlatımı , Tarih yks konu anlatımı… Merhaba arkadaşlar sizlere bu yazımızda İki Savaş Arası Dönemde Türkiye ve Dünya hakkında bilgi vereceğiz. Yazımızı okuyarak bilgi edinebilirsiniz

İki Savaş Arası Dönemde Türkiye ve Dünya

 

reklam

Atatürk Dönemi İç Politikadaki Gelişmeler

I. Meclis ve II. Meclis

I. Meclis

I.TBMM 23 Nisan 1920 ile 23 Nisan 1923 tarihleri arasında görev yapmıştır.

Özellikleri
Kurucu Meclis özelliği taşır, ancak savaş döneminde olduğu için açıkça ifade edilmemiş, “olağanüstü yetkilere sahip meclis” ifadesi kullanılmıştır.
Meclis Hükümeti sistemi uygulanmıştır. (Hükümet başkanı aynı zamanda meclis başkanıdır).
Kuvvetler (güçler) birliği ilkesi benimsenmiştir. (yasama, yürütme, yargı gücü meclise ait.)
“Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” kararıyla yönetme yetkisi millete verilmiştir.
TBMM’nin üstünde bir güç yoktur ifadesiyle İstanbul Hükümeti yok sayılmıştır.
Ulusal bağımsızlığı gerçekleştirmiştir.
Ulusal egemenlik ilkesini de benimsemiş, ancak dönemin koşulları gereği açıklamamıştır.
Demokratik ve ihtilalci niteliği bulunmaktadır.
Ulusal birliğin bozulmaması için saltanat ve hilafet makamları tartışma konusu yapılmamıştır.

I. TBMM’nin Yaptığı Çalışmalar
Kurtuluş Savaşı’nı yaparak yurdu düşmandan kurtardı.
Çıkan iç isyanları bastırdı.
Uluslar arası antlaşmalar yaptı.
Sevr Antlaşması ile Mondros Ateşkes Antlaşması yerine Lozan Barış Antlaşmasını yaptı.
İstiklal Marşı’nı kabul etti.
Saltanatı kaldırdı.
İlk anayasayı hazırladı (Teşkilat-ı Esasiye Kanunu).

NOT: I. TBMM Hükümeti görevini 11 Ağustos 1923’te II. TBMM’ye devretmiştir.

II. Meclis

23 Nisan 1920’de açılmış olan I.TBMM olağan üstü şartlarda çalışmış ve daha çok bağımsızlığı sağlamaya yönelik faaliyetlerde bulunmuştur. Lozan görüşmele-rinin başlamasını sağlamış fakat antlaşmanın onaylanması II. TBMM döneminde gerçekleşmiştir.
I.TBMM özellikle saltanatın kaldırılması konusu nedeniyle oldukça yıpranmış olduğu için 1 Nisan 1923’te yeni seçimler yapılmak üzere çalışmalarına son vermiş İkinci TBMM 11 Ağustos 1923’te çalışmalarına başlamıştır.
Mustafa kemal Paşa II. Meclisin açılmasından hemen önce Halk Fırkasını kurmuş bu parti yeni Türk devletinin ve II. TBMM döneminin ilk partisi olmuştur.
II. TBMM inkılâp yanlılarının çok olması nedeniyle çok sayıda inkılâp gerçekleştirmiştir. Bu nedenle “İnkılâpçı Meclis” olarak isimlendirilmiştir. II. TBMM 1 Ekim 1927 tarihine kadar faaliyet yürütmüştür

Çok Partili Hayata Geçiş Denemeleri ve Karşılaşılan Tepkiler

Atatürk Dönemi’nde çok partili hayata geçiş çalışmaları, Cumhuriyet yönetimine yönelik isyan hareketleri nedeniyle kesintiye uğramıştır.

Bu nedenle Türkiye 1950 yılına kadar tek parti olan Cumhuriyet Halk Partisi tarafından yönetilmiştir.

Terakkiperver Cumhuriyet Fıkrası (17 Kasım 1924)

Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk muhalefet partisidir. Kurucusu Kazım Karabekir’dir. Adnan Adıvar, Refet Bele, Ali Fuat Cebesoy, Rauf Orbay diğer kurucularıdır.

Amacı
Liberal ve demokratik bir partidir.
Dini düşünce ve inançlara saygılı olunacaktır.
Cumhurbaşkanı olan kişinin milletvekili görevi kaldırılacaktır.
Serbest ekonomi politikası izlenecektir.
Yerinden yönetim anlayışı uygulanacaktır.
Partinin ilk şubesi Urfa’da açılmıştır.
Şeyh Sait Ayaklanması’yla ilgili olduğu gerekçesiyle  5 Haziran 1925 ‘de hükumet tarafından kapatılmıştır.

Şeyh Said Ayaklanması (13 Şubat 1925)

Ayaklanmanın başlamasında  İngiltere’nin yürütttüğü casusluk faliyetleri etkili olmuştur. Cumhuriyet rejimini ve inkılapları hedef almıştır.

İsyan 13 Şubat 1925’te Elazığ’ın Eğil bucağına bağlı Piran köyünde başlamış; Elazığ, Bitlis ve Muş’a kadar yayılmıştır. İsyanı  bastırmayan Fethi Bey Hükumeti istifa etmiş, yeni hükumeti İsmet Paşa kurmuştur.

İsyanın Nedenleri
Muhalefet partisinin olumsuz çalışmaları
Türk Devleti’nin Musul’a müdahalesini engellemek isteyen İngilizlerin Güneydoğu’da karışıklık çıkarmak amacıyla buradaki yerli halkı devlet kurma yolunda kışkırtmaları
Musul üzerine yürümek üzere olan Türk ordusunun iç meselelere kanalize edilmek istenmesi
Laik Cumhuriyet’e ve inkılaplara karşı olanların bir araya gelmeleri
Hilafet ve saltanatı geri getirme düşünceleri
Doğu Anadolu’nun geri kalmışlığı ve din konusundaki hassasiyeti
Halkın yeni devletin ilke ve inkılaplarını benimsemesi

İsyanın Sonuçları
Türkiye’nin ilk muhalefet partisi olan Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası isyanda rolü olduğu gerekçesiyle kapatılmıştır.
Şeyh Sait İsyanı, Türkiye’de çok partili hayata geçiş için ortamın uygun olmadığını ve henüz demokrasinin tam anlamıyla uygulanamayacağını göstermiştir.
İngiltere bu isyanı kullanarak Musul sorununun Türkiye aleyhine çözümlenmesini sağlamıştır.
Doğu Anadolu’da bozulan huzuru yeniden sağlamak için Takrir-i Sükün Kanunu (Huzur ve Güvenliği Sağlama Kanunu) çıkarılmıştır. (4 Mart 1925). Bu kanun 1929’a kadar yürürlükte kalmıştır.
İstiklal Mahkemeleri yeniden kurulmuştur.
Cumhuriyet rejimini yıkmaya yönelik ilk isyandır.
Hükümet değişikliği nedeniyle İsmet İnönü, başbakan olmuştur.
Bölgede kısmi seferberlik ilan edilmiştir.
Kürt Teali Cemiyeti yöneticileri ve Şeyh Sait tutuklanarak istiklal mahkemelerine sevk edildi.
Takrir-i Sükun Kanunu’yla hükümete geniş yetkiler verildi. İnkılapların yapması için imkân sağladı.

Mustafa Kemal’e Suikast Girişimi

6 Haziran 1926 Çarşamba günü İzmir’e gitmek üzere seyahatte bulunan Gazi Mustafa Kemal Paşaya suikast yapacakları ihbarı üzerine, suikastı fiilen yapmakla görevli olanlar, suç vasıtaları olan bomba ve silahlarıyla birlikte yakalanmışlardır.

Suikast şebekesi, aylardan beri birtakım özel tertibat ile her ne olursa olsun Gazi’ye karşı suikast yapmayı ve bu suretle de hükümeti devirmeyi kararlaştırmıştı. Suikastı hazırlayanlar, Terakkiperver Cumhuriyet fırkasına mensup bazı kimselerdi. En önemli rolü oynayanlar Terakkiperver Fırkadan İzmit Milletvekili Şükrü Bey ile eski İttihat ve Terakkici Kara Kemal’di. Suikast önce Ankara’da tasarlanmış, Erzincan Milletvekili Sabit Bey’le Faik Bey’in müdahaleleri ile önlenmiş, daha sonra Bursa’da düşünülmüş, bu da uygun görülmeyerek İzmir’de gerçekleştirilmesine karar verilmiştir.

16 Haziran 1926’da İzmir’e gelmesi beklenen trenin gelmemesi sonucu Giritli Şevki durumu İzmir Valisine ihbar etmiş ve suikastçılar silahları ile birlikte yakalanmışlardır.

Suikast olayının Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası bir kısım mensupları ile ilgili bulunduğu ortaya çıkmış ve eski İttihat ve Terakkicilerin de bu olayın tahrik ve düzenleyicileri oldukları anlaşılmıştır. Amaçları, önce irticayı tahrik ve dini siyasete alet ederek Mustafa Kemal Paşa’yı iktidardan düşürmekti. Buna muvaffak olamayınca, İttihat ve Terakki’nin ileri gelenleri, Terakkiperver Fırkanın içindeki adamlarıyla suikast teşebbüsü hazırlıklarına girişmişlerdir. Kurulan İstiklal Mahkemesi, suçları sabit olanları idama mahkum etmiştir. 14 Temmuz 1926’da başta Ziya Hurşit, Laz İsmail, Gürcü Yusuf, Çopur Hilmi, Şükrü Bey, Ayıcı Arif, İsmail Canpolat olmak üzere 13 kişi idam edilmiştir.

Serbest Cumhuriyet Fırkası

İkinci Muhalefet partisidir.
Çok partili yaşama geçme düşüncesiyle Mustafa Kemal Paşa’nın teşviki ve desteğiyle Fethi (Okyar) Bey tarafından kurulmuştur.
Partinin kurulmasında  1929’da ekonomik dünya krizi sırasında hükumetin uygulamalarına seçenek olacak yeni görüşmeler üretmek, mevcut hükumeti denetlemek ve halkın istek ve görüşlerini yönetime yansıtmak düşüncesi etkili olmuştur.

Amacı
Demokrasinin bir unsuru olan çoğulculuğu gerçekleştirme isteği
Hükumeti muhalefet bir organ ile denetleyebilme isteği
Tek parti hakimiyetini son erdirme isteği
1929 Dünya Malı Krizi’nin etkilerini yeni mali modellerle azaltma ve hükumet harcamalarını kontrol etme isteği

Menemen Olayı (23 Aralık 1930)

Serbest Cumhuriyet Fıkrası’nın kendisini fethetmesinin ardından 23 Aralık 1930’da Derviş Mehmet adındaki isyancı ve Laz İbrahim, çevresine topladığı yandaşlarıyla birlikte halkın dini duygularını kullanarak Menemen’de olay çıkartmıştır.

İsyancılar kendilerine engel olmak isteyen küçük birliğine komuta eden, öğretmen asteğmen olarak vatani görevini yapmakta olan Mustafa Fehmi Kubilay’ı ve iki bekçiyi şehit etmişlerdir.

Olay üzerine bölgede sıkıyönetim ilan edilmiş ve isyanla ilgisi olanlar Mustafa Muğlalı başkanlığındaki Divan-ı Harpte yargılanmışlardır.

Bu olay cumhuriyet ve yeniliklerin tam olarak anlaşılmadığı ve yapılan yeniliklerin halka tam olarak anlatılamadığı sonucunu ortaya çıkarmış, çok partili yaşama geçiş denemelerine ara verilmiştir.

 

Atatürk Dönemi Dış Politikadaki Gelişmeler

Milli Mücadeleyi kazanan yeni Türk devleti Lozan Antlaşması’nı imzalamış ve bağımsız bir devlet olduğunu uluslararası alanda kanıtlamıştır.Antlaşmanın imzalanmasından sonra Türkiye barışçı bir politika izlemiştir.Ancak Türkiye Lozan’da tam olarak çözülmeyen meselelerle uğraşmak zorunda kalmıştır.

İkinci Dünya Savaşı öncesinde Türkiye çeşitli  antlaşmalarla Batılı devletlerle olan ilişkilerini pekiştirmeye çalışmış, bölgesel ve uluslararası ittifaklarda yer almıştır.

Türkiye’nin Milletler Cemiyetine Girişi (1932)

Türkiye 1920 yılında kurulan Milletler Cemiyetine girmeye, cemiyetin Musul sorunundaki taraflı tutumu nedeniyle  acele etmemiştir.

Ancak Türkiye’nin 1930’dan sonra;

* Barışçı bir politika izlemesi,
* Uluslararası politikada ağırlığını hissettirmesi,
* Batılı devletlerle sorunlarını çözmesi

Milletler Cemiyetine davet edilmesine ortam hazırlamıştır.

Milletle rCemiyeti 6 Temmuz 1932 tarihli genel kurulda İspanya temsilcisinin teklifi ile Türkiye’yi davete karar vermiştir. Yunanistan bu olay sırasında Türkiye’yi desteklemiştir.

TBMM, 9 Temmuz’ daveti kabul etmiş, 18 Temmuz 1932’de alınan genel kurul kararıyla Milletler Cemiyetine üye olmuştur.

1928’de Ankara’da Türkiye ike Afganistan arasında Türk- Afgan dosluk ve İş Birliği Antlaşması imzalanmıştır. Afgan Kralı Amanullah Han ve eşi 1928’de Türkiye’ye resmi bir ziyarette bulunmuştur. Bu ziyaret yabancı bir devlet adamının Türkiye’ye yaptığı ilk ziyarettir.
1926’da Türk- İran Güvenlik ve Dostluk Antlaşması imzalanmıştır.

Balkan Antantı

1930’da Türk-Yunan etabli sorununun çözülmesi ve Venizelos’un Türkiye’yi ziyareti iki devlet arasındaki ilişkileri iyileştirmişti.
Bulgaristan komşularından toprak talep ediyordu.
Arnavutluk için Balkan Antantı’na katılmadı.
1932 yılından itibaren dünyada güç dengeleri değişmeye başladı.
İtalya ve Almanya’da ortaya çıkan totaliter rejimler (Faşizm ve Nazizm)’in saldırgan ve yayılmacı politikaları, Balkan Yarımadası’ndaki devletleri endişelendirdi.
Türkiye, Yunanistan, Romanya ve Yugoslavya, Atina’da toplanarak 9 Şubat 1934’te Balkan Antantı’nı imzaladılar.
Bu antant ile sınırlar karşılıklı olarak güvenlik altına alındı.
Balkan ülkesi olan Bulgaristan revizyonist bir politika takip etmesi, Arnavutluk ise İtalya’nın baskısı altında bulunması nedeniyle bu antanta katılmadı.
Yugoslavya’nın paktan ayrılması ile pakt dağıldı.

Montreux (Montrö) Boğazlar Sözleşmesi (1936)

Lozan Antlaşması ile sorunun “Uluslararası Boğazlar Komisyonu”na bırakılmasını kabul eden Türkiye,1930’lardan itibaren yayılmacı bir politika izleyen İtalya’ya karşı bu sorunu ilk defa 1933 yılında toplanan “Londra Silahsızlanma Konferansı”nda dile getirdi.

İtalya’nın 1935’te Habebiştan’a saldırması, Almaya’nın  da Ren Bölgesi’ne asker sevk etmesi üzerine Türkiye Boğazlar Sözleşmesi’nin değiştirilmesi konusunda harekete geçti. Bu süreçte de SSCBve Balkan Antantı’na üye olan devletler Türkiye’ye destek verdi.

İngiltere ise İtalya’nın amaçlarını bildiği için bu girişimi yapılmasını istedi. bunun üzerine 1936’da İsviçre’nin Möntre kentinde konferans toplandı. Türkiye, Avusturalya, İngiltere, Yunanistan, Japonya, Romanya, SSCB, Fransa ve Yugoslavya arasında Montrö Boğazlar Sözleşmesi imzalandı.

Bu antlaşmaya göre;

Boğazlar Komisyonu’nun bütün görev ve yetkileri Türkiye’ye bırakılmıştır
Türkiye Boğazların iki yakasında asker ve silah bulundurma hakkına sahip olmuştur.
Ticaret gemilerinin Boğazlardan geçişi serbest bırakılmıştır.
Yabancı savaş gemilerinin Boğazlardan geçişine sınırlama getirilmiştir. Boğazlardan geçmek isteyen savaş gemilerine 15 gün önceden Türk tarafından izin alınması zorunluluğu getirilmiştir.
Türkiye savaşa girerse ve ya savaş tehlikesiyle karşı karşıya kalırsa Boğazları istediği gibi açıp kapatma hakkına sahip olmuştur.

Sadabat Paktı (1937)

İtalya’nın Habeşistan’ı işgal etmesi ve doğu ülkelerini hedef alan yayılmacı siyaseti üzerine Türkiye öncülüğünde İran, Irak ve Afganistan bir araya geldiler.
Bu ilişkilerin kurulmasında İran Şahı Rıza Pehlevi’nin 1934 yılında Türkiye’yi ziyareti de etkili olmuştur.
Yapılan görüşmeler sonucunda İran’ın başkenti Tahran’da Sadabat Paktı imzalandı.
Sadabat Paktı’na göre; üye ülkeler birbirlerinin iç işlerine karışmamayı, ortak sınırlara saygı göstermeyi kabul ettiler.
Sadabat Paktı ile de doğu sınırlarının güvenliğini sağlamış oldu.
Türkiye ile Hatay meselesi ve Irak ile toprak sorunu olan Suriye, Sadabat Paktı’na katılmadı.

Hatay Sorunu ve Hatay’ın Ana Vatana Katılması (1939)

II. Dünya Savaşı’nın çıkma ihtimali üzerine Fransa  1936’da Suriye ve Lübnan üzerindeki mandasını kaldırılmıştır.
Fransa’nın Suriye mandasını kaldırmasının ardından Hatay’ı Suriye’ye bırakmak istemesi üzerine Türkiye 9 Ekim 1936’da Fransa’ya verdiği bir notayla Suriye’ye ve Lübnan’a yapıldığı gibi Hatay’a da bağımsızlık verilmesini istemiştir.
Fransa’nın bu notaya olumsuz cevap vermesi üzerine sorun Milletler Cemiyetine havale edilmiştir.
Sorun, 14-16 Aralık 1936 tarihleri arasında Milletler Cemiyetinde görülmüş ve İsveç temsilcisi Sandler, rapotör olarak tayin edilmiştir.
Sandler Raporu’nun değerlendirilmesinin ardından Milletler Cemiyeti Hatay’ın iç işlerinde bağımsız, dış işlerinde Suriye’ye bağlı olmasını kabul etmiştir.
1938 yılında Fransa, Hatay’da seçim yapılmasına izin vermiş yapılan seçimler sonucu Hatay Meclisi bağımsızlık ilan ederek Hatay Cumhuriyeti’ni kurmuştur. Hatay’ın ilk Cumhurbaşkanı Tayfur Sökmen, Başbakanı ise Abdurrahman Melek’tir.
23 Haziran 1939’da Fransa ile Türkiye arasında yapılan bir antlaşma sonunda Hatay’ın Türkiye’ye katılması kabul edilmiştir.Bunun üzerine Hatay Meclisinin aldığı kararla Hatay 30 Haziran 1939’da Türkiye’ye katılmıştır.
Hatay’ın Anavatan’a katılmasında Dışişleri Bakanı Tevfik Rüştü Aras’ın çalışmaları etkili olmuştur.

Atatürk’ün Ölümü ve İsmet İnönü’nün Cumhurbaşkanı Seçilmesi

Atatürk’ün sağlığı 1937 yılının sonlarına doğru bozuldu. Atatürk’ün ölümüne neden olan siroz hastalığının tanısı Dr. Nihat Reşat Belger tarafından Ocak 1938’de konuldu.  Atatürk, dinlenmek üzere 26 Mayıs 1938’de İstanbul’a gitti. Savarona Yatı’nda istirahat ettiyse de sağlık sorunları ağırlaşınca Dolmabahçe Sarayı’na nakledildi.

2 Eylül 1938’de bağımsız Hatay Cumhuriyeti’nin kuruluşu onu çok mutlu etti kendi isteği ile vasiyetnamesini hazırlattı (5 Eylül 1938).
Servetinin büyük bölümünü Türk Tarih Kurumu ve Türk Dil Kurumunun çalışmalarına kaynak olması için Türk milletine bağışladı.
1 Kasım 1938’de TBMM’nin açılış töreni nedeniyle hazırladığı konuşması da yine Celal Bayar tarafından meclis kürsüsünden okundu.
8 Kasım 1938’de durumu iyice ağırlaşan Atatürk komaya girdi.

10 Kasım 1938 Perşembe günü saat 09.05’te Dolmabahçe Sarayı’nda hayata gözlerini yumdu. Atatürk’ün naaşı 19 Kasım 1938’de Yavuz Zırhlısı ile İzmit’e oradan özel bir trenle Ankara’ya getirildi. 21 Kasım 1938’de Atatürk’ün naaşı, Etnoğrafya Müzesindeki geçici kabrine konuldu. 10 Kasım 1953’te ise ebedi istirahatgâhı olan Anıtkabir’e nakledildi. 11 Kasım 1938’de toplanan TBMM, Atatürk’ün en yakın silah ve fikir arkadaşlarından İsmet İnönü’yü ikinci Cumhurbaşkanı olarak seçti İsmet İnönü, 1950’ye kadar Cumhurbaşkanlığı görevini sürdürdü.

İki Dünya Savaşı Arasındaki Dönemde Dünya

I. Dünya Savaşı’ndan sonra siyasi, ekonomik, kültürel, teknolojik ve bilimsel birçok gelişme yaşandı. bu gelişmeleri şöyle sıralayabiliriz;

Sanayide kullanılan petrol ve elektrik evlere girdi.
C vitaminş keşfedildi.
Elektron mikroskobu bulundu.
DDT adıyla ilk kez böcek ilaçları kullanıldı.
Kanadalı bilim insanları pankreas özütünden insülin elde ettiler.
Taşıt üretimi arttı. Uluslararası yolcu uçakları faaliyete geçti.
Şehircilikve mimari gelişti. Mimari bir akım olan Bauhaus şehir planlamasında öne çıktı.
ABD’de “Empire  State Building”  yapıldı ve gökdelen sayısında artışlar yaşandı.
Radyo kullanımı yaygınlatı. Radyonun kullanılmasıyla ” Konuşan Basın” denilen dönem başladı.
Çizgi film endrüstrisi oluştu. Sinema sektörü gelişti.
Albert Enstein İzafiyet Teorisi ile bilim dünyasında çığır açtı.
Bazı hastalıkların tedavisi için aşılar ve ilaçlar bulundu. Organ nakline başlandı. Tüberküloz tedavisi için BCG aşısı bulundu.
Alezander Fleming penisilini keşfetti.
Psikoloji önem kazandı.”Varoluşculuk” ve “Fenomenoloji” gibi yeni akımlar ortaya çıktı.
Tarih yazıcılığı değişti. Gelenekselleşen tarih yerine yerel, sosyal, ekonomik ve medeniyet konuları ön plana çıktı.
1929 yılında iki savaş arası Avrupa ve dünyayı özetleyen John Steinbeck’in “Gazap Üzümleri” adlı eseri büyük ilgi gördü.
Salvador Dali’nin öncülüğünde “Sürrealizm” ve “Ekspresyonizm” akımları ortaya çıktı.
ABD’de başlayan “Caz” tüm Avrupa ülkelerinde yayıldı.

Sende Paylaş
ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0

Henüz yorum yapılmamış.

BİR YORUM YAZIN

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

2021 TYT'e Kalan Süre
Gün
Saat
Dakika
Saniye

reklam