Radyodaki Türkü Dinleme Metni
3. sınıf Türkçe ders kitabı, öğrencilerin dil becerilerini geliştirmeye, okuma alışkanlığı kazandırmaya ve yazma yeteneklerini güçlendirmeye yönelik önemli etkinlikler ve metinler içerir. Kitapta yer alan sorular, hem anlamaya hem de yorumlamaya dayalı olduğu için öğrencilerin dikkatli ve bilinçli bir şekilde çalışmalarını gerektirir.
Bu sayfada yer alan 3. sınıf Türkçe ders kitabı cevapları, öğrencilerin kendi cevaplarını kontrol etmelerine, eksik veya hatalı yerleri düzeltmelerine yardımcı olmak amacıyla hazırlanmıştır. Cevapları incelerken öğretmeninizin yönlendirmelerini dikkate almayı unutmayın. Amacımız, sizlere rehberlik ederek konuları daha iyi anlamanızı sağlamaktır.
Radyodaki Türkü
Tahmininizi aşağıdaki boş alana yazınız. Metni dikkatle dinledikten sonra tahmininizin doğru olup olmadığını değerlendirmeyi de unutmayınız.

Yağmurlu bir akşamüstüydü. Bu yağmurlu akşamüstünü elinde bir fincan dumanı tüten kiraz çayı ile sıcak evinin penceresinden izleyen Zelda toprak kokusunu içine çekti. O sırada odanın bir köşesinde çalmakta olan radyodan akan dizeler çalındı kulağına. Çanakkale içinde vurdular beni. Ölmeden mezara koydular beni.
Hüzünlü ezgiye kendini kaptırırken odanın diğer köşesindeki koltukta sessizce oturmakta olan babaannesine kaydı gözleri. Türkü hala devam ediyordu. Babaannesi ise uzaklarda bir yere bakıyormuşçasına dalıp gitmişti.
— Ne oldu babaanneciğim? Ne güzel oturuyorduk. Bir anda neden bu kadar üzüldünüz?
Birinci Dünya Harbi’nin başladığı sıralarmış. Annem askere zor uğurlamış babamı. Ben henüz doğmamışım. Annem bana hamileymiş. Karnında bebeği ile kocasını uğurlamak çok zor gelmiş ona. Babam gidince annem tek başına kalmış. Tarlaları hamile haliyle sürmeye çalışmış. Yiyecek kıtlığı had safhadaymış. Yabani armutları öğütüp un yapmış.
Yalnızca annem değil, o zamanlar herkes bu durumdaymış. Annem umutla babamın döneceği günü beklemiş. Ama babamın gidişi son olmuş. Benim doğduğum gece şehit düşmüş.
Nefeslendikten sonra devam etti: Savaş bittikten sonra bir adam gelmiş köyümüze. Babamın ismini vermiş. “Sarı Mustafa Ali ile cephede beraberdik. Emanetleri var bende” demiş. Köyün büyükleri annemi bulmuşlar. Çıkarmışlar adamın karşısına. Babamı anlatmış adam. “Çok yiğitti” demiş. “Çok vicdan sahibiydi.”
Sonra anlatmaya devam etmiş: Hiç unutamıyorum. Bir gün yine top ve tüfek gürültülerinden geçilmiyordu. Yer gök kızıldı. Direnmekten bitap düşmüştük. Aynı günün akşamı bana elinde birkaç zarf ile geldi. “Bana bir şey olursa bunları mutlaka aileme ulaştır” dedi. Ben de ona kendiminkileri gösterdim. Söyleştik.
Bir akşam hendeklerin birinden Mustafa Ali’nin atlayıp düzlüğe çıktığını fark ettim. Yerde yatan bir askere uzandı. Yüklendi. Kaldırdığı askerin üniformasını gördüğümde dona kaldım. Düşman askerini sırtına almış taşıyordu bizim Mustafa Ali. Sipere ulaşmak üzereyken yere yığıldığını gördüm. Mermilerden ikisi isabet etmişti.
Hemen koştuk. Asker ile birlikte Mustafa Ali’yi taşıdık çadırımıza. Ama Mustafa Ali için artık çok geçti. Son nefesini vermişti. Anzak ise yaşıyordu. Kardeşim, düşman askeri de olsa bir insanın canını kurtarabilmek için canını vermişti.
Unutamadım Mustafa Ali’nin şehit oluşunu. Yaptığı yiğitliğin büyüklüğü beni sarsmıştı. Savaş sona erip de eve dönme vakti geldiğinde evime gitmeden, hiç unutamadığım kardeşimin emanetini sahibine ulaştırayım dedim.
“İşte emanetler” diyen adam, ceketinin iç cebinden elleri titreyerek bir deste zarf çıkarmış anneme uzatmış. Babamın anneme yazdığı ama gönderemediği mektuplar varmış elinde. Sararmış, buruşmuş zarfları hıçkıra hıçkıra açmış annem. Babamın bize olan sevgisini, özlemini anlatan satırları okudukça annemin yüreği daha da yanmış.
Mektupların sonunda babam, sağ çıkamaz ise beni Türk milletine emanet ettiğini yazmış hep. Daha önce derslerde öğretmenleri tarafından benzer hikâyeler defalarca anlatılmıştı. Yaşayan birinden dinlemek Zelda’yı çok daha farklı etkilemişti.
Zelda, anlatılmaz bir duyguyla yüklenmişti. Evinde sıcak çayını yudumlayabiliyor, yağmuru huzurla seyredebiliyordu. Bunu sağlayan ise atalarının cesareti, metaneti ve fedakârlığıydı.
Zarife Tuğçe Ustu
DİNLEDİĞİMİZİ ANLIYORUZ
Aşağıdaki soruları dinlediğiniz metne göre cevaplayınız.
1. Radyoda çalan türkünün ilk iki dizesini yazınız.
Çanakkale içinde vurdular beni.
Ölmeden mezara koydular beni.
2. Selda, babaannesini üzgün görünce ne yapmıştır? Yazınız
Babaannesine ne olduğunu sormuş, neden bu kadar üzüldüğünü öğrenmek istemiştir.
3. Babaannesinin radyoda çalan türküden niçin etkilendiğini yazınız.
Çünkü bu türkü, babaannesinin babasının (Sarı Mustafa Ali) şehit oluşunu ve savaş anılarını hatırlatmıştır.
4. Babaannesinin anısını dinleyen Selda’nın hangi duyguları hissettiğini yazınız.
Derin bir duygusallık, minnettarlık, gurur ve atalarına karşı büyük bir saygı hissetmiştir.
5. Aşağıdaki hikâye haritasını metne göre doldurunuz.
Konu: Birinci Dünya Savaşı’nda şehit olan Sarı Mustafa Ali’nin hikâyesi ve fedakârlığı.
Zaman: Birinci Dünya Harbi dönemi ve günümüz.
Olayın yaşandığı yer: Cephe ve köy.
Olayın kahramanları: Selda, babaannesi, Sarı Mustafa Ali, cephedeki asker arkadaşı.
Ana düşünce: Vatan uğruna yapılan fedakârlıklar asla unutulmamalıdır.
DİLİMİZİN KURALLARINI ÖĞRENİYORUZ
Bilge ve Ozan noktalama işaretleri ile ilgili oyun tasarlayıp oynamaya başladılar. Bilge ve Ozan’ın konuşmalarını inceleyiniz.
–Noktanın kullanıldığı yerler hak- kında verdiğim bilgileri örnekleyen cümleler söyler misin?
–Tabii, hadi başlayalım!
Cümlelerin sonuna konur.
İçimi bir merak kapladı.
Kısaltmaların sonuna konur.
Sınıfımıza Dr. Ayşe Hanım geldi.
Sıra bildiren sayılardan sonra kullanılır.
Bu oyunda 1. olacağım.
Tarihlerde gün, ay ve yılı gösteren sayıları ayırmak için kullanılır.
Annem 28.12.1975 (bin d0kuz yüz yetmiş beş) tarihinde doğmuş.
Siz de örneklerde verildiği gibi noktanın kullanım alanlarına uygun cümleler yazınız.
- Cümlelerin sonuna konur.
Bugün hava çok güzel. - Kısaltmaların sonuna konur.
Dr. Mehmet Bey hastalarıyla ilgileniyor. - Sıra bildiren sayılardan sonra kullanılır.
Yüzmede 2. oldum. - Tarihlerde gün, ay ve yılı gösteren sayıları ayırmak için kullanılır.
19.05.1919 tarihinde Samsun’a çıkıldı.
