Hacı İbrahim Efendi Mehmetçiğe Dikilen Botlar Dinleme Metni
Millî Mücadele yıllarında sadece cephede savaşan askerler değil, cephe gerisinde yaşayan halk da büyük fedakârlıklar yapmıştır. Herkes elinden gelenin en iyisini ortaya koyarak bağımsızlık için mücadele etmiştir. Bu mücadelede kimi silah kuşanmış, kimi mermi taşımış, kimi de emeğini ortaya koymuştur. Onlardan biri de bir ayakkabıcı olan Hacı İbrahim Efendi’dir. O, düşmanla savaşmak için cepheye gidemese de kalbinden gelen güçlü bir vatan sevgisiyle askerler için botlar dikmiş, yaptığı işin anlamını milletine hizmette bulmuştur.
Aşağıdaki metin, bir Anadolu kasabasında yaşanan bu örnek vatanseverlik öyküsünü anlatmaktadır.
Hacı İbrahim Efendi, Mehmetçiğe Dikilen Botlar
Hacı İbrahim Karacasu’da yaşadığı küçücük kasabasında dericilikle uğraşırdı. Onun yaptığı çarıklar, ayakkabılar çok ünlüydü. Yaptığı her ayakkabı çok sağlam olurdu. Öyle kolay kolay eskimezdi. Çünkü Hacı İbrahim malzemeyi kendisi yapar, kendisi dikerdi.
Bütün vatan düşman tarafından paylaşılıyordu. Hacı İbrahim üzgündü. Hatta içinden çalışmak bile gelmiyordu. Artık neye yarardı iyi ayakkabı yapmak?
Kasaba kahvehanesindekiler çok şaşırdılar. Çünkü kahvehaneye bir kere bile uğramamış olan Hacı İbrahim şimdi utana sıkıla içeri giriyordu. Bir köşeye geçip bir çay söyledi. Herkesin kendisine baktığını biliyordu. Sustu, çayını karıştırdı.
— Hayrola Hacı emmi sen kahve nedir bilmezdin. Sende bir iş var ama.
Hacı İbrahim bütün bu söylenenleri sessizce dinledi. İlk önce bir şey demedi. Onun sustuğunu görenler birbirlerine şaşkınlıkla baktılar.
Biraz sonra Hacı İbrahim ağır ağır söze girdi:
— Ağalar haklısınız. Şaşırmakta, meraklanmakta haklısınız. Ben kahve nedir bilmem. İşime gücüme bakarım. Ama şimdi iş güç zamanı mı? Değil. Bak gençler bir bir cepheye koşuyor. Mustafa Kemal Paşa’nın kurduğu orduya katılıyorlar. Ya biz? Biz kendi işimize bakıyoruz. İşte bu yüzden çalışmak bile gelmiyor içimden. Artık çalışmıyorum.
— Çalışmıyor musun?
— Çalışmıyorum.
— Peki şimdi o sağlam ayakkabıları kim yapacak?
— Kim yaparsa yapsın ağalar. Düşman hele bir defolsun gitsin. O zaman yine yaparım.
— Biz ne yapalım peki Hacı İbrahim emmi? Bizim elimizden ne gelir?
— Bilmem. Bilseydim buraya gelmezdim. Ben de sizin gibi ne yapacağımı bilmiyorum. Hele durun bakalım.
— Daha ne kadar duracağız? Şimdi durma zamanı mı ağalar?
— Değil ama elimizden bir şey gelmiyor. Cephede düşman kovalamak için çok yaşlıyız.
— Ya ne yapalım?
— Bilmem.
Hacı İbrahim bir süre sonra kahveden ayrıldı. Kasabaya yayılan bir haber herkesi heyecanlandırdı. Yeni kurulan taburlardan biri kasabanın içinden geçecekti. Bir sabah kahvehanenin kapısını iki küçük çocuk heyecanla çaldı:
— Askerler! Askerler geliyor! Haber doğruymuş. Geliyorlar!
İhtiyarlar kendilerinden beklenmeyecek bir çeviklikle dışarı çıkmaya başladılar. Hatta bazıları elinde baston olduğu hâlde kasaba girişine koşuyordu. Koşanların arasında ve en başında Hacı İbrahim de vardı. Hem koşuyor hem de bağırıyordu:
— Hay yiğitlerim! Kahramanlarım! Kovun şu düşmanı yurdumuzdan!
Bir çocuk gibi sevinçliydi. Hepsi sıra sıra gelen askerlere bakıyorlardı. Bunlar kahramandı. Onlar bu yörenin delikanlılarıydı. Onlar Mehmetçik’ti. Hacı İbrahim her bir askere çok dikkatli bakıyordu. Ama gördükleri karşısında adeta yıkıldı. Sadece birkaç erin botu vardı. Diğerlerinin ayaklarındaki çarıklar yırtık pırtıktı. Hele bazıları yalınayaktı.
O çıplak ayaklara baktı. Ve kendi ayakkabılarına baktı. Manda derisinden yaptığı çok sağlam kunduraları vardı.
— Ben! Sağlam ayakkabıyla dolaşıyorum cepheye gitmediğim halde. Utan! Utan bu hâlinden! Şu gencecik askerlerden, yiğitlerden utan! Senin neyine gerek sağlam kundurayla gezmek?
Üzgün bir şekilde oradan ayrıldı. Uzun bir süredir hiç uğramadığı dükkânın kapısını açtı. O günden sonra Hacı İbrahim Efendi’yi gören olmadı. Kahveye gelmiyordu. Evde yoktu. Zaten tabakhanesi de hep kapalıydı. İşi bıraktığını söylediği için hiç kimsenin aklına oraya bakmak gelmedi.
Sonra onun tabakhanesine kapanıp çok sıkı çalıştığı haberleri geldi. Bunu öğrenen kasabalı Hacı İbrahim Efendi’yi görmek ve onunla konuşmak istiyordu. Ama o kimseye kapıyı açmıyordu.
Bir sabah erkenden Hacı İbrahim Efendi’nin dükkânına 55 tane at dizildi. Atların sırtında boş küfeler vardı. 10 asker ve bir çavuş da başlarında duruyorlardı. Ne olup bittiğini merak edenler hiç ses çıkarmadan dükkânın önünde beklemeye başladılar.
Askerler az sonra kucak dolusu botlar, çarıklar ve ayakkabılarla dükkândan çıkmaya ve bunları küfelere doldurmaya başladılar. Durumu şaşkınlıkla izleyen ahali olup bitene bir anlam veremiyordu. Bir süre daha olup biteni izlediler.
İçlerinden birisi sordu:
— Yahu arkadaşlar anlamıyor musunuz?
— Neyi?
— İbrahim Efendi değil miydi bir şeyler yapmalıyız diyen?
— Evet öyle diyordu ama…
— Aması şu, ayakkabı yapmış, çarık dikmiş. Biz de onun hakkında ne kadar kötü düşündük.
— Eee ne duruyoruz? Haydi biz de askerlere yardım edelim.
O gün tam üç bin çift ayakkabı, bot ve çarık askerlere gönderildi. Hacı İbrahim Efendi bunları Mehmetçik için yapmıştı. Hem de hiç para almadan. Daha sonra Mustafa Kemal Atatürk bu hizmetinden dolayı Hacı İbrahim Efendi’ye teşekkür etti.
Soruları dinlediğiniz metne göre cevaplayınız.
1. Hacı İbrahim Efendi’nin ürettiği ayakkabıların özellikleri nelerdir?
Cevap:
Hacı İbrahim Efendi’nin yaptığı ayakkabılar çok sağlamdı. Kolay kolay eskimezdi. Malzemelerini kendisi üretir, özenle dikerdi. Özellikle manda derisinden yaptığı kunduralar çok dayanıklıydı.
2. Hacı İbrahim Efendi ayakkabı üretmeyi neden bırakmıştır?
Cevap:
Vatanın işgal altında olduğunu, gençlerin cephede savaştığını görünce kendi işini yapmanın anlamını yitirdiğini düşündü. Ayakkabı üretmenin zamanı olmadığını, düşman yurttan atılmadan çalışmak istemediğini söyleyerek üretimi bıraktı.
3. Askerlere yapılan botları gören köylüler bu durumu nasıl karşılamıştır?
Cevap:
Başta şaşkınlıkla izlediler. Daha önce Hacı İbrahim’in dükkanı kapatmasını yanlış anlamışlardı. Gerçek niyeti ortaya çıkınca hem duygulandılar hem de pişmanlık duydular. Ardından, “Biz de yardım edelim!” diyerek askerler için yapılan yardıma katıldılar.
4. Hacı İbrahim Efendi’nin yaptıkları karsısında Atatürk’ün yaklaşımı ne olmuştur?
Cevap:
Mustafa Kemal Atatürk, Hacı İbrahim Efendi’nin Mehmetçik için hiçbir karşılık beklemeden yaptığı bu fedakârlığa büyük değer vermiş ve kendisine özellikle teşekkür etmiştir.
