Dünyanın İlk Alışveriş Merkezi: Kapalıçarşı Metni
Alışveriş denilince akla ilk olarak modern AVM’ler gelse de, aslında bu kültürün kökleri çok eskiye dayanıyor. Osmanlı döneminde inşa edilen ve bugün hâlâ canlılığını koruyan Kapalıçarşı, dünyanın en eski ve en büyük alışveriş merkezi olma özelliğini taşıyor. İstanbul’un kalbinde yer alan bu tarihî çarşı, sadece ticaretin değil, kültür ve sanatın da merkezi olmuştur. Yazımızda, zaman yolculuğu yapan Bilgin Dede ve torunlarının gözünden Kapalıçarşı’nın büyüleyici atmosferini ve geçmişteki önemini keşfedeceğiz.
Dünyanın İlk Alışveriş Merkezi: Kapalıçarşı
(İkiz kardeşler Bulut ve Yıldız, dedelerinin icat ettiği zaman makinesiyle çeşitli zaman dilimleri arasında dolaşıp ülkemizin birçok yerini görme olanağı bulmuşlardır. Bu yolculuklarında İstanbul’un tarihî ve kültürel zenginliklerini barındıran Kapalıçarşı’ya eğlenceli bir gezi gerçekleştireceklerdir.)
(…)
Daracık Arnavut kaldırımlı yollardan geçip görkemli bir kapının önüne geldiler. Bilgin Dede, “İşte
size dünyanın en eski ve en büyük alışveriş merkezi.” diyerek kapıdan geçti. “Buraya boşuna ‘Kapalıçarşı-kapalı kutu’ denmediğini az sonra göreceksiniz. İçinde bin bir çeşit güzellik bulacağınız yerli yabancı herkesin yüzyıllardır alışveriş yaptığı bir çarşıdayız.” Yıldız’la Bulut, geniş caddeleri çevreleyen dükkânların önünden geçerken hangi vitrine bakacaklarını şaşırmışlardı. (…)
Yıldız, “Ne kadar güzel.” dedi. “Kocaman caddeleri, ara sokaklarıyla sanki bir başka kente gelmiş gibi oldum. Üstelik bu kentin sokakları sepserin.”
“Gerçekten de öyle. Ne klimaya gerek var ne yürüyen merdivenlere ne de asansörlere.”
“Şeyyy… Acaba yemek yiyecek bir yerler de var mıdır? Midemde ziller çalınıyor!” (…)
Bilgin Dede, “Merak etmeyin, burada yemek yiyecek yerler de var. (…)” dedi
Gerçekten de bir süre daha sokak aralarında gezindikten sonra, kendilerini bir lokantanın kapısında buldular. Masalardan değişik dilde konuşmalar yükseliyordu. Tarihî giysilerle hizmet eden garsonlar, mis kokulu kebaplar, birbirinden değişik tatlılar ve şerbetler taşıyorlardı masalara. Zaman yolcularımız da geçip bir masaya oturdular. Siparişlerini beklerken Bilgin Dede yan taraftaki sehpada duran bir kitapçığı alıp, “Çocuklar bakın burada Kapalıçarşı’yla ilgili pek çok ilginç bilgi var.” dedi. “Aaaa. Ne güzel… Neler yazıyor dedeciğim?”
“Az önce de söylediğim gibi Kapalıçarşı’nın dünyanın en eski ve en büyük alışveriş merkezi olduğunu yazıyor. Gerçekten de 64 caddesi, 22 kapısı olan bir başka çarşı olduğunu sanmıyorum. Bu caddelerde satış yapan seyyar satıcıların ve işportacıların dışında 3500’den fazla dükkânla iki tane de bedesten bulunuyormuş.”
“Kim bilir kaç kişi çalışıyordur bu dükkânlarda değil mi dede?”
“Doğrusu ben de bu kadarını tahmin etmiyordum çocuklar. Yalnızca dükkânlarda değil, içinde çeşitli işliklerin bulunduğu hanlarda da 20.000 kişiden fazla insan çalışıyormuş.”
Bulut, “Hayret! O zamanlar İstanbul böylesine geniş ve kalabalık bir şehir değildi herhâlde. Böylesi büyük bir çarşıya niçin gereksinim duyulmuş anlamadım doğrusu!” diye sordu. Bilgin Dede,
“Burada da Fatih’in ne kadar ileri görüşlü olduğunu anlıyoruz.” dedi.
“Fatih mi? Yoksa Kapalıçarşı da onun zamanında mı yapılmış?”
“Evet. Çarşının yapımı Fatih Sultan Mehmet zamanında başlamış, 1461 yılında kurulan çarşıya, Kanunî Sultan Süleyman zamanında da yeni bölümler eklenmiş. O zamanın zenginleri ve saray ahalisinin bir bölümünün eşyası buralardaki kasalarda saklanırmış. Hatta hazinenin büyük bölümü de buraya emanet edilirmiş. Yani bir anlamda Kapalıçarşı aynı zamanda banka görevi de yapıyormuş.” Yıldız, az ilerideki sıra sıra kuyumcuları işaret etti. “Doğrusu ya günümüzde de pek farkı yok. Baksanıza her dükkân sanki küçük bir hazine dairesi gibi.”
Bilgin Dede, torununun benzetmesine gülümsedi. “Eee… Pek de haksız sayılmazsın. Buradaki değerli taşların, altınların ederi nasıl ölçülür bilemem. O nedenle belirli saatlerde kapıları kapanıp
çok sıkı güvenlik önlemleri altında korunuyormuş.”
Bu tatlı sohbet sırasında yemeklerini nasıl bitirdiklerinin de farkına varamadılar. (..)
O akşam evdeki en önemli konu, yaptıkları küçük zaman kaçamağı oldu. Nurten Hanım, babasıyla çocuklarının tıpkı söz verdikleri gibi tehlikesiz bir yolculuk yapmalarına memnun olmuştu. Hatta için için bu geziye kendisi de katılamadığı için üzülüyordu. Tuncay Bey de çocukların heyecanla anlattıklarına kendisini kaptırmıştı. Bütün bu dinlediklerinden sonra içinde Galata Kulesi’ni, Süleymaniye’yi görmek için dayanılmaz bir istek duydu. Hele bu yapılarla zaman yolculuğunda tanışmak çok daha anlamlıydı.
İkizler yattıktan sonra, Bilgin Dede de odasına yöneldi. Tam salondan çıkmak üzereyken Tuncay Bey’in sesiyle duraladı.
“Bu hafta sonu bizleri de İstanbul’un geçmişinde gezdirir misiniz?”
Bilgin Dede’nin yüzü sevinçle ışıdı. Doğrusu ya, damadından böyle bir teklif gelmesini hiç beklemiyordu. Gülümseyerek döndü, yanıtladı:
“Zaman Makinesi emrinize amade… İsteyin yeter. Hangi dönemde, nerede olmayı dilerseniz gideriz.” Yıldız’la Bulut, bu son sözleri odalarında işittiler. Sevinçle birbirlerine baktılar. (…) Zaman gezilerine ailece gitme fikriyle coştular. Gözleri uykudan kapanıncaya dek fısır fısır konuşup kendilerince yeni gezi programları yaptılar. Artık sabırsızlıkla hafta sonunun gelmesini bekleyeceklerdi.
Nur İÇÖZÜ
Uzayda Buluşalım
(Kısaltılmıştır.)
Soruları metne göre cevaplayınız.
- Bilgin Dede, Kapalıçarşı’ya girerken ne söylemiştir?
Cevap: “İşte size dünyanın en eski ve en büyük alışveriş merkezi.” demiştir. - Kapalıçarşı, Kanunî Sultan Süleyman döneminde hangi amaçlarla kullanılmıştır?
Cevap: Kanunî Sultan Süleyman döneminde çarşıya yeni bölümler eklenmiş ve burası sadece alışveriş için değil, değerli eşyaların saklandığı bir yer olarak da kullanılmıştır. Zenginlerin ve saray halkının eşyaları burada kasalarda saklanır, hatta hazinenin büyük bir kısmı da buraya emanet edilirmiş. Bu nedenle Kapalıçarşı, o dönemde bir banka görevi de yapmıştır. - Yıldız ve Bulut Kapalıçarşı’dan başka nereleri görmek istemektedir?
Cevap: Galata Kulesi’ni ve Süleymaniye Camii’ni görmek istemektedirler.
